"The books "ASKI UVEYSI" will be the first to change the World!"

Animated Sidenav Example

Click on the element below to open the side navigation menu.

☰ open

SESLİ SOHBETLER





Bu video 4919 kez izlendi.

TEVBE, KAMER SURELERİNDEN BAZI AYETLERİN ve SUYUN HİKMETİNİN MARİFET AÇILIMI

 

BİZ BİLİRİZ BİRBİRİMİZİ, BİZİ BİLMEYEN NE BİLİR BİZİ” Yunus Emre böyle söylemiş. Bunu değişik şekilde defalarca ben size anlattım. İnsanlar istiyorlar ki kendi cemaat ve tarikatlarından olun. Kula kulluk yapın, Allah’ı çıkarın aradan haşa. Kur’an’da Fatiha’da böyle demiyor ki Rabbimiz. Ladikli Ahmet Ağamız Üveys, Evliyaların yedilerinden. 40 yıl Hızır a.s a hizmet etmiş. ( Allah ondan razı olsun, hocasından da ve sizlerden de). “ÇIKARIN KULU ARADAN, NAZAR EYLESİN YARADAN” diyor. Sizlere çok saldıracaklar. Şeriata şeyhsiz gireni daha önce anlattık. Bunu dahi karıştıranlar, sizin aklınızı karıştırmak için her türlü sebep ve yol arayacaklar. Ve davalarında ısrarla inat edecekler. Ama Kur’an öyle demiyor. Şanlı Peygamber Efendimiz(s.a.v) öyle demiyor. Madem sözü Şanlı Peygamber Efendimiz(s.a.v) den başladık devam edelim.

“ AHİR ZAMANDA ÖYLE BİR KAVİM GELECEK, SALİH RÜYALAR İLE AMEL EDECEKLER” diyor. Salih rüyalar, peygamberliğini 46 cüzünden birisidir. İlk Peygambere inen, Peygambere müjde getiren Cebrail a.s.dan sonra 6 ay Resulullah’a Kur’an ayetini getirmedi. Altı ay boyunca Şanlı Peygamber Efendimiz(s.a.v) kendisine tabii olan, iman edenlerle birlikte rüyaları yorumladı. Kur’an’da Yusuf kıssasını hatırlayınız. İbrahim a.s.’ı hatırlayınız. Oğlu İsmail Peygamberi kurban etmesi için Rabbim O’na gösterdi. O’da rüyayı yerine getirmek için oğluna danıştı. Oğlu da “ İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın” dedi. Tam bir teslimiyet ile kurban olmaya razı oldu. Bıçak onu kesmedi. Ve sonunda Rabbim buyuruyor ki “ İbrahim ne güzel kulumuz, rüyaya sadaket ile uydu” diyor. Bir bakın, bir bakın, bu zikir yanlış olsaydı içinizde kasvet, sıkıntı olurdu, itiraz ederdiniz, etmiyorsunuz. Aksine içinizde muhteşem bir huzur var. İmtihanlar devam etse bile biliyorsunuz, yakinen biliyorsunuz, Allah sizinle birlikte. Sizi izliyor. Seviyor ve koruyor. Ve sizde biliyorsunuz ki ayrıca Allah’a giden yolu buldunuz. Sıratel Müstakimdesiniz. Dosdoğru yoldasınız. Allah’a giden yolu bulan başka ne arar?

Marifeti bitirip, Rabbin Cemalini gördüğünüzde; “Allah’ı bulan başka ne arar” dersiniz. “ Allah kuluna kafi değil mi? “ diyor Kur’an’da. Biz de diyoruz ki, “amenna, saddakna işittik, itaat ettik ve iman ettik”. Allah kuluna yeter.

Bir başka toplantıya gittiğinizde gerçekten Allah ve Resul sevgisi anlatılmıyor ise içinize bir kasvet çöker. Size iki şey düşer. Ya edebiniz ile oturup, sabretmek ya da kalkıp gitmek. Her ikisinde de size bir suç yoktur. Gelin şimdi ayetler ile Tevbe Suresindeki birkaç ayet ile bugünkü dersimizi yapalım inşallah. İleride sizin gittiğiniz bu doğru yoldan çevirmek isteyenler çıkacaktır. Ama bilerek ama bilmeyerek, ama kıskançlıkla ama da düşmanlıkla. Bakın, bu konuda Tevbe Suresinde ne diyor Rabbimiz:

“Ey Peygamber kafirler ve münafıklara karşı cihat et, onlara sert davran. Onların varacakları yer ne kötü bir yerdir.” Eğer kul bu ayeti bildiğini zannediyor ve hayatında uygulamıyorsa çok büyük bir yanlışın içindedir. Bu ayet üzerinde fazla konuşmayacağım.

Bir başka ayette ne diyor Rabbimiz: Zikiri yapıp ta, bizden öğrendikleri yol ile, Rabbi ona iltifat edip, lütfedip, Rabbi ona hikmet edip, ilahi armağanlarını verdikten sonra nefsine uyarak, bizleri kendi yollarına döndüremedikleri zaman, en hafifi ile sizlere sırtını dönerle, ya da düşmanlık ederek aleyhinizde kötü söz söyleyerek giderler. Bakın bunlar için ne diyor Rabbimiz Kur’an’da: “ Allah’a verdikleri sözden döndükleri için, yalan söyledikleri için, Allah kendisi ile karşılacakları güne kadar onların kalplerine bir nifak soktu. Onlar bilmezler miki, Allah onların sırlarını da bilir, fısıltılarını da. Çünkü gaybleri en iyi şekilde bilen Allah’tır”. Allah’a verdikleri sözden döndükleri için, Allah’a nasıl söz verdiler? İslam’dan döndükleri için elbette kafirlere bu. Ama zikirin içerisinde sabah-akşam seni seviyoruz Allah ve Resul’üne kelime-i tevhidi ve Salavat-ı Şerifleri söyledikten sonra, vazgeçerlerse, Allah’a verdikleri sözden vazgeçerlerse. Çünkü o söz vermelerine karşılık Allah onlara İlahi armağanlar, hikmetler verdi. Resulümüz, evliyalar, öğretmenleriniz himmet eylediler. Eğer tövbe ederlerse, altını çiziyoruz, eğer tövbe ederlerse ve zikire yine dönerlerse onlar için bir zarar yok. Sadece kazandıklarının ne kadarını kaybettiklerini kimse bilemez, Rabbim bilir. Ama zararın neresinden dönerlerse kardır. Yok dönmezlerse Allah kendisi ile karşılaşacakları güne kadar onların kalplerine bir nifak soktu diyor. Bakın kesin…. Kesin…..

Peki biraz önce okuduğum ilk ayette “ onlara sert davran” diyor. Biz de demiştik ki, “size karşı bir hata yapıldığı zaman bağışlayın, Allah’ın ahlakı ile ahlaklanın”. Bizler her gün sabah-akşam Allah’ın bizi bağışlamasını istiyoruz. Peki biz Allah’ın kullarını bağışlamayacak mıyız diyoruz. Dikkat, ince çizgi şurada. Şahsınıza yapılanları bağışlayın. İnancınıza, İslam’a yapılanları bağışlayamazsınız. Onların işi Allah’a kalmıştır. Onların sırları nedir? Biraz önce açtık. Kendilerinden olmamızı isterler. Çünkü sizdeki güzellikleri görüp, fark edip, kendilerinde olmadığı için önceleri gıpta ederler sonraları da kin ve garez tutarlar. Bunlara acıma hakkınız yok. Ama sizin içinde bir müjde var. Yine Tevbe Suresinde Rabbim buyuruyor ki: “ İlk önce İslam’a giren muhacirler ile ensardan ve  iyilikle onlara tabii olanlardan Allah razı olmuştur. Onlarda Allah’tan razı olmuşlardır. Allah onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır, işte büyük kurtuluş budur”.

Muhacirlik, ensarlık çok kötü zamanlarda ortaya çıkar. Bu gün Suriye’deki Türkmenler muhacir olarak giriyorlar, savaştan kaçanlar muhacir. Devlette ensar pozisyonunda. Bı bizim boyutumuzu aşar. Bize indirdiğimizde; zikire ilk önce girenler ensar yani ev sahibi, onların zikire kattıkları muhacir. Diğer bir deyiş ile burada anlatılan ensar, ev sahibi, sabikunler, öğretmenler sizlersiniz. Öğrencileriniz de mu-hacir. Kur’an işte böyle yaşıyor.

Allah’a sığınarak derim ki; günlük yaşantınızda bir şey söyleyin ki Kur’an’da yeri olmasın. Mutlaka var. Yeter ki siz Kur’an’ı anlamak için anladıktan sonra da hayatınıza sokmak için okuyunuz. Ama mutlaka okuyunuz. Kur’an kalp gözünüzü açacaktır diyor. Demek ki sabikun diğer adıyla hepimiz öğretmeniz. Öğrencilerimiz bizim gösterdiğimiz yoldan gelince Allah onlardan razı, onlarda Allah’tan razı olmuşlardır. Allah’ın razı olduğu kullarına ise; Rabbimiz, altlarından ırmaklar akan cennet evleri hazırlamıştır diyor. Şuanda cennet var. Ama bizim bilgimiz onu açabilecek kadar büyük değil. Ancak Rabbimizin bize gösterdiği kadar, öğrettiği kadar bilebiliyoruz. Var cennet. Ve devam ediyor Rabbim; “ İşte büyük kurtuluş budur”. Nedir büyük kurtuluş? Nefsini bu dünyada terbiye etmeden yine cennete gelecek çok Müslüman var. Bir daha söylüyorum. Tarikatın şeriatında kalıp, nefsini terbiye etmeden, İslam’ın ve imanın şartlarını elinden geldiğince yerine getiren kullar elbette cennete gelecekler. Ama Adn Cennetine değil. Onlar içinde saraylar var. Onlar içinde cennette birçok nimetler var. Nefsini terbiye etmeden gelen, bu dünyada Rabbin Cemalini görmeden gelen kullar mutlaka olacak dedik. Ama bu dünyada nefsini terbiye etmek için sabah-akşam tövbe, salavat-ı şerife ve hediye ve tevhit söyleyerek daha sonra Rabbin verdiği zikirleri yaparak gelenler işte o önde gidenler, Ensarlardır.

Elbette Marifete girmeden yani nefsini terbiye etmeden, sabah-akşam zikir etmeden gelen kullarda cennete girecek dedik. Lakin onlar bu dünyadan taşıdıkları o hayvani nefisleri için cennetten anladıkları; yemek, içmek ve gönlünün hoşlanacağı işler ile meşgul olmaktır. Bileceğiz ki, ölüm yok orada. Canın ne istiyorsa anında gerçekleşecek. Bu dünyada vermediklerini kat kat orada verecek Rabbim. Ama biz bunu da istemiyoruz. Biz Peygamber Efendimize(s.a.v), ehlibeytine, geçmişteki bütün Peygamberlere, âlimlere, evliyalar, şehitlere komşu olmayı istiyoruz. Onlar ile aynı katta olmak istiyoruz. Firdevs Cenneti Resul’ün, onu ayıralım. Siz nefislerini terbiye etmek için bir ömür tüketecek olanlar, şunu iyi biliniz ki, bunlar dahi Marifete göre yemek, içmek, cehennem ateşinden kurtulmak, zevk ve sefa içerisinde bir yaşam sürmek bizim işimiz değil. Marifet İlmine sahip olanlar ileride, şu anda bilenleriniz var, ileride daha iyi, Hakk-el Yakin olarak en kesin şekilde bileceksiniz ki, yemeyi, içmeyi, gönlünüzün her istediğini elde etmeyi değil, Rabbin Cemalini her daim seyretmeyi isteyeceksiniz. Rabbinin nurunu her daim görenlerden olmak isteyeceksiniz. Ve size bu verilecek inşallah. Bunun işaretleri de ilk başta Kur’an’da Adn Cennetini tasvir ederken Rabbimiz, “Peygamberler, Sıddıklar”diyor. Ey akıl sahipleri, tevazuyu bir kenara bırakın. Rabbim sizin her birinize sıddıklık mührünüzü vurdu mu? Evet. Yeriniz neresi? Adn Cenneti inşallah. Cennetin altı katında oturacak olan Müslüman kardeşlerimiz, Cuma günlerine tekabül eden günlerde ya da zamanlarda çünkü orada zaman yok ve gün yok. Ve bayramlarda Buraklara binerek Rabbin Cemalini seyretmeye gelecekler. Ve O2nun Cemalini seyredince nurları ile evlerine, eşlerine dönecekler. Adn Cenneti ise, her daim, her daim Allah’ın nurunun karşısında olacak. Bundan güzel, bundan büyük saadet olur mu? Lütuf olur mu? Veren Allah’ın şanı ne yücedir. O yüzden Kur’an’da diyor ki Rabbimiz “ Hayırda yarışınız”. Hayır, sadece zikretmek değil. Aldığınız bu güzellikleri, lütufları kardeşlerinize anlatarak onların da bundan istifade etmesine çalışmaktır, gayret etmektir. Sizde iyiden yana, güzelden yana, Allah’ın güzel ahlaklarından hangisi var ise fazladan, ondan infak ediniz. Rabbim cömert, siz de olunuz. Rabbim bağışlayıcı, siz de bağışlayınız. Ama kimi? Onu anlattık. Size zarar vereni bağışlayın, İslam’a zarar vereni değil. Karanlığı delen Tarık gibi olunuz. Cehaletin, kapkara cehaletin üzerinden nurlar yağdırınız. Parlak ışıklarınızı saçınız. İnsanların Kur’an’ı bilmeden ters düştüklerinde onlara doğruları öğretiniz. Allah ve Resul’ü dururken, kullardan medet ummayı anlatmayınız, uzak tutunuz. Bunlar ve bunun gibileri. Daha niceleri sizin hayırda yarışmanız için geçerli sebeplerdir. Unutmayın, Resulullah’tan sonra dört halifenin öne çıkan davranışları farklı. Hz. Ebu Bekir r.a. Sıddık.  Hz. Ömer adaleti. Hz. Osman cem etmeyi. Hz. Ali İlmi yaymayı iş edindi. Sizin içinize Rabbimiz nurundan hangisini koyduysa, hangisi sizde fazlaysa, ondan veriniz. Ama mutlaka veriniz. Verin ki Allah size de bize de versin. Unutmayınız, Hızır a.s. ile çok kasılacaksınız. Mutlaka sizden bir şey alacak. Almadan vermez. Bu da Allah’ın huyudur. Siz Allah’ın kullarına verin ki, Allah size daha fazlasını versin. Demiyor mu Kur’an’da “ Yok mu Allah’a borç, kasem verecek? Allah onu size katlayarak versin” demiyor mu? Diyor. Nefsini terbiye etmeyen kullar mutlaka cennete gelecek dedik. Amenna, saddakna ve iman ettik. Ama nefsini terbiye edenler ile aynı katta ikamet etmeyecekler. Dereceleri de bir olmayacak. Bunu biliniz.

Yine Tevbe Suresinde Rabbim buyuruyor ki; “ Onlar bilmiyor mu ki, onların tövbelerini kabul eden ve sadakalarını alan Allah’tır”. Zikrimizi bırakıp ya da tekrar başlayanlar, tövbe edip başladıkları için, onların tövbelerini kabul edecek olan Rabbim. Hacı bilmem kim değil, efendi değil, falanca şeyh değil. Ve sadakalarını alan Allah’tır diyor. Bakın, siz iyiden yana güzelden yana ne verdiyseniz Allah’ın kullarına, altını çiziyorum, iyiden yana güzelden yana sizde ne varsa fazladan, verdiyseniz Allah’ın kullarına, Allah bunları sizden sadaka olarak kabul eder. Biraz önce söyledim; “ Yok mu Allah’a borç kasem verecek, Allah onu size katlayarak, fazlası ile size versin” diyen O değil mi? Sakın Ha. Benim param yok, benim verecek bir şeyim yok demeyiniz. Asla demeyiniz. Birbirinize en hafifinden yapabileceğiniz sadaka, selam vermektir, selamlaşmaktır. Müslümanlar arasına sevgi koymaktır, hainlik, ayırıcılık değil. Her kim size böyle yaparsa, sizi incitirse, bilsin ki Rabbi onu incitecektir. Siz sakın ha, kötü bir zanda, kötü bir kelamda bulunmayınız. Eğer sizin gittiğinizi yol üzerinde yaşamadıkları halde, bilmedikleri halde, iddiada, boş iddiada bulunanlara Kur’an’dan şöyle cevap veriniz, Kur’an bunu açık açık bildiriyor : “Sizin işleriniz size, bizim işlerimiz bize. Biz cahillik edenleri sevmeyiz. Selam size. ” İşte bu kadar.  Ama unutmayın, siz bu zikri yaymaya başladığınızda, itirazsız kabul edenler olduğu gibi, sizi çekiştirenler de olacaktır. Hiç aldırmayın. Allah kuluna kâfidir. Unutmayalım ki, Şanlı Peygamber Efendimizin (s.a.v) üzerine affınıza sığınıyorum, amcası deve işkembesi attı. Öbür amcası da bunu duyunca, gelip kardeşinin kafasında yay kırdı. Kafasını yardı. İşte o gece Peygamber Efendimiz(s.a.v) çok üzüldü. Üzüldüğü o gece, Miraç ile teşrif oldu. Rabbim en büyük lütfu verdi.  Cebrail a.s.ın  dahi geçemeyeceği daha yüksekliklere çıkardı Şanlı Peygamber Efendimizi(s.a.v). Sizler O’nun yolundan geliyorsunuz. Sizin de canınızı sıkacaklar, aldırmayın. Konuşmamın, sohbetin başında dediğim gibi; “ BİZ BİLİRİZ BİRBİRİMİZİ, BİZİ BİLMEYEN NE BİLİR BİZİ”. Kişilerin sizi yoldan caydırmaya çalışmalarına asla izin vermeyiniz. Biraz önce okuduğum ayeti okuyunuz. Yine de ısrar ederlerse, çekip gidiniz. Tartışmayınız. Tartışmanın olduğu yerde hemen İblis girer devreye. Çünkü onun en çok hoşlandığı hallerden birisidir tartışılmak. Sizler yeryüzünde o kadar çok seviliyorsunuz ki…. O kadar çok seviliyorsunuz ki, Şanlı Peygamber Efendimiz(s.a.v) on beş asır öncesinden sizleri işaret etti. Biraz önce hadisin bir tanesini okudum. Bir kez daha okuyayım. “ Ahir zamanda öyle bir kavim gelecek ki, salih rüyalar ile amel edecekler” diyor. İşte bu sizsiniz. Bir başka hadiste diyor ki Şanlı Peygamber Efendimiz(s.a.v), “ kardeşlerimizi çok özledim”. Diyor. Yanındakiler soruyor Ya Resulullah kardeşlerin bizler miyiz?. Hayır, siz benim arkadaşlarımsınız diyor. Bir başkası diyor : Geçmişteki Peygamberler mi senin kardeşlerin?. Evet, onlar kardeşlerim ama onları özlemedim diyor. Ya Resulullah, bizleri değil, o peygamberleri değil se, kimleri özledin diyorlar. Cevap veriyor Şanlı Peygamber Efendimiz(s.a.v);  Beni görmeden, beni seven ve iman eden kardeşlerimi yani sizleri özledi Resulullah. İşte sizler de geldiniz. Taşıdığınız değeri biliniz. Bilmek için gayret ediniz. Rabbim size melekleri vasıtası ile Evliyaları vasıtası ile, Şanlı Peygamber Efendimizin(s.a.v) vasıtası ile bir gün mutlaka bildirecek. Unutmayınız, biz Tevhidin Babası İbrahim a.s ‘ın yolundan gelenleriz. İbrahim a.s. ne dedi Kur’an’da: “ Rabbim ölüleri nasıl diriltiyorsun bana göstersene” dedi. İnanmıyor musun Ey İbrahim dediğinde, İnanıyorum Rabbim ama kalbim mutmain olsun istedim dedi. İşte Rabbimiz sizin de kalbinizi mutmain edecek. Asla şüpheye düşenlerden olmayın. Kur’an’da buyuruyor Rabbim ;         “ Kullarım aceleci yaratıldı”. Rabbimiz bizi böyle programlamış, biz istiyoruz hemen şimdi şurada, bu an dileğimiz olsun. Ama kaderimizde ne gün varsa o gün, o saat, o dakikada gerçekleşecek. Bu zikrin en güzel tarafı sabır ile gayret ve şükür ile Allah’ımızın karşısında olacağız. Gayretimizden sabah akşam zikretmekten asla vazgeçmeyeceğiz. Allah’a kulluğumuzu Resulullah’a ümmet olduğumuzu gösterdiğimiz gibi, Allah’ın ve Resul’ünün sevdiklerini gösterdiğimiz gibi Allah’ın yeryüzündeki kullarına da merhamet edeceğiz, seveceğiz. Yardım edeceğiz. Varsın onlar sizi incitsinler. Ey akıl sahipleri şunu düşünün. Allah’ımız, Resul’ümüz ve sevdikleri sizi hiç incitmiyorlar ya. Her daim koruyorlar, her daim sevgisini gösteriyorlar ya. Kulun incitmesine mi takılıp kalacağız? Rabbin sevgisine mi mazhar olacağız. Hepinizi gözlerinden öpüyorum. Her geceniz kadir, her gündüzünüz bayram olsun. Bu dünyada bizlere kardeş olduğunuz. Dilerim Rabbimden, eşi benzeri olmayan Allah’ımdan, merhametlilerin en merhametlisi olan Allah’ımdan, Zülcelal-i vel- ikram olan, Rauf olan karşılıksız veren, Gani olan zengin olan Allah’ımdan inşallah sizleri de Hz. Resulullah’a ve diğer Peygamberlere komşu eyler.

 

SUYUN HİKMETİ VE MARİFETTEKİ AÇILIMI

Nuh a.s. ben gaybi bilmiyorum diyor ama hiç kimsenin bilmediği bir gemi yapıyor. Elbette o devirde gemi yapılması bilinmekte. Bilinmeyen ise, dünyada ilk kez buharlı gemi yapımıdır. Evet, dünyada ilk buharlı gemiyi Nuh a.s. yapmıştır. Allah’ın vahy etmesi, öğretmesi, gözetimi ile yaptı. Bunu nereden anlıyoruz? Kur’an’da. Ne diyor Nuh tufanı kıssasında? “ Tandır kaynadı, sular fışkırdı, gemi yolaldı”. Dikkat! Tandır diyor. Tandır, ateş kazanı. Yani buhar kazanı. Dolayısı ile buharlı gemi, o dağ gibi dalgalara karşı koyan ve dağ gibi dalgaları aşan. Bir güç gerekliydi aşması için geminin. O da buharlı gemi idi.

Bugün bir televizyon kanalında konuşuyorlardı. Nuh a.s. dan bahsettiler, sırlarının içine girdiler, kendilerince. Ama en büyük sır, dünyada ilk gemiyi yapanın Nuh Aleyhisselam olduğunu bilmemeleri ve söylememeleri. Dikkat edin, ayetin başında ne diyor Nuh A.s. “ gaybi bilmem” diyor ama kimsenin bilmediği buharlı gemiyi inşa ediyor. Peygamberler gaybi bilmediklerini anlatıyorlar. Bunun içerisinde bizim Şanlı Peygamber Efendimizde(s.a.v) var. Bakar mısınız? Kendilerini medyum addeden şarlatanlara. Kendilerini Peygamberden üstünde görmekteler. Kim bunlara uyar ve dinlerse, kendilerine zarar vermiş olurlar. Kendilerini medyum addenlerse tövbe etmezlerse, tamamen zarardadırlar. Nuh aleyhisselam’ın gaybi bilmem demesi ile, kimsenin bilmediği gemi yapması sakın sizlere tezat gibi gelmesin. Gaybi kimse bilemez. Ancak, Allah’ın bildirmesi bunun dışındadır. Kalpleriniz mutmain olsun diye Rabbim size, isteseniz de istemeseniz de sizin hayatınızda yer alan gaybi bilgileri sembol olarak bildirdiği gibi, aşikâr da bildirebiliyor. Buharlı geminin ilk kez yapılması ise de, Allah’ın bildirmesi ve gözetimi altında yapılmaktadır. Bunu bir başka ayet ile de destekleriz, “ bir bilen üstünde mutlak bilen vardır”. Nuh kıssasında sizlere bir sır açtık. Buna dikkat edin. Dikkat edin, yine bir sır daha var. İlk canlı yaratılması sudan olmuştur. Dikkat! Kıyamet başladığında, bu yaratılan âlem yok edilirken; su yanacak, denizler yanacak. Başladığı yerde bitecek hayat. Denizdeki petrol, doğalgaz yanacak. Kur’an’da demiyor mu Rabbim, “ her şeyi çift yarattım” diye.

Suyun Kur’an’ da çok önemi var. Bir çok Peygamber kıssası da su ile alakalı. Firavun Hz. Musa’yı suda buldu, kendi suda boğuldu. Musa a.s. asasını taşa vurdu, 12 pınar çıkarttırdı. Yunus a.s kavminden kaçarken, gemi fırtınaya tutuldu, çekilen kurada Yunus a.s. suya atıldı. Tövbe etti, balığın karnında dışarıya çıkarıldı. Eyüp a.s , iblis bana dokundu deyince yani Allah’ım sana layıkı ile kulluk yapamam deyince, “vur ayağını yere işte sana yıkanılacak, içilecek soğuk su” denildi. Ve su çıktı. İbrahim a.s. eşi ve çocuğunu susuz bir yere bırakınca, bebek olan peygamber ayağını yere vurunca bugünkü zemzem çıktı. Nuh a.s kıssasında o büyük tufanın sona erdirilmesinde Rabbimiz, göklere “ suyunu tut”, yere de “ suyunu çek” diyor. Neden Nuh a.s. suya dur, İsmail a.s ile Eyüp a.s da suyun ortaya çıkma emrini veriyor? Neden Hz. Musa kayadan 12 pınar çıkartıyor?

 

  1. Allah her şeyi çift yaratmıştır.
  2. İsmail a.s ile Eyüp a.s ın kendilerinin suya ihtiyaçları var. Musa a.s ın kavminin suya ihtiyacı var. İhtiyaçları en güzel karşılayan âlemlerin Rabbi olan Allah’tır.

Nuh a.s. da ise suların çekilmesine ihtiyaç var. Yağmurun yağmamasına, tufanın durmasına ihtiyaç var. İşte Kur’an’da Rabbim diyor ki; “ biz bir şeye ol deriz, hemencecik olur”.

Gelelim ilk baştaki soruya: Firavun Hz. Musa’yı suda buldu, ama kendisi suda boğuldu. Cevabı bütün kardeşlerim verdi. Buradan şu çıkıyor. Derslerimizi iyi dinleyin. Geçmişe dönük videolarımızı izleyiniz. Yazıları okuyunuz. Firavun suda asla boğulmayacaktı. Mutlak ona ölüm gelecekti. Ama o, halkın karşısında kendisini ilahlaştırmak için bir gece önce Rabbine söz verdi, yalvardı, bütün gece yalvardı. Yalvarmasının karşılığında, Allah’tan bir tek şey istedi. Kendisinin halkının gözü önünde Hz. Musa’ ya yenilmesine izin vermemesini istedi. Dedi ki; “ Musa’yı büyüttüm, senin de Allah olduğunu biliyorum Rabbim ama halkın karşısında ben bu iddiamdan vazgeçemem, Hz. Musa’ya verdiğin yetkiyi bana da ver” dedi. Rabbim verdi. Firavun, bu dünyada halka kendi gücünü gösterebilmek için, aslında var olmayan gücünü gösterebilmek için, suda boğulmaması gerekirken, tercihini daha önceden yaptı, Nil Nehrini geriye akıttı. Bunun cevabı buydu. Firavun suda boğulmama hakkını, Nil Nehrini geriye akıtmakta kullandı.

Kısaca suya bir de marifet gözü ile bakalım. Zikre ilk başladığınızda kendinizi mutlaka suyun içinde yüzerken, suyun üstünde yürürken, koşarken ya da suyun üstünde uçarken göreceksiniz. O gördüğünüz su, Allah’ın Mağfiret, bağışlama, temizleme denizidir. Bu tecelliyi, rüyayı gördükten sonra, tekrar su görürseniz, biliniz ki o ikinci gördüğünüz su, ilim almaya başlamışsınızdır. Bunlar da onun sembolüdür.

 

KAMER SURESİ 1. AYET AÇILIMI

Allah’ın ve Resul’ünün selam ve bereketi üzerinize olsun.

Bu gece Kamer Suresi 1.Ayeti açmaya çalışalım. Hem Marifet’e göre, hem Tarikata göre. Kamer, Ay demek.

Eüzübillahimineşşeytanircahim Bismillahirrahmanirrahim.

“Ay yarıldı, kıyamet başladı.”

Tarikata göre kıyametin başlaması, Ay’ın yarılması ile, Peygamber Efendimizin(s.a.v) Ay’ı ikiye ayırması ile Başladı. O güne kadar kıyametin kapısı kapalıymış. Peygamber Efendimiz’e (s.a.v), kâfirler geldiler, dediler ki; “ biz sana tabii oluruz, bize bir mucize göster”.

-Ne istiyorsunuz? Dedi.

-Ay’ı ikiye yar, böl, dediler.

Şanlı Peygamber Efendimiz(s.a.v), Allah’ın izni ile Ay’ı ikiye böldü. Buna rağmen kâfirler “bu yaman bir sihirbaz, büyücü” dediler. “bize ne gösterirsen göster, sana asla iman etmeyeceğiz” dediler. Peygamber Efendimizi(s.a.v) yalanladıkları için, verdikleri sözden döndükleri için, iman etmedikleri için, o güne kadar kapalı olan kıyametin kapısı açıldı. Bir çığ gibi, küçük bir zerre gibi o andan başladı artık devam edip gidiyor. Bu zahiri, tarikatı.

Marifet’e göre, Ay’ın ikiye bölünmesi;- Ay Peygamber Efendimizin(s.a.v) sembolü- ümmeti ve kâfirler arasında derin uçurum açıldı. Ayrıldı, saflar belli oldu. Resulullah’a iman edenler bir kez daha imanlarını pekiştirdiler. Resulullah’ın Hâk peygamber olduğuna kesinlikle iman ettiler. Hâk ile Batıl ayrıldı. Bize yansıması ise; Kur’an’ın bizde yaşatılması ise; zikreden kardeşlerimde yaşatılması ise; dikkat ediniz. İleride size zarar verebilecek, bu gün için çok samimi, çok değerli kardeşleriniz, arkadaşlarınız ile aranızı açtı Rabbim. Onlar sizi, sizde onları aramaz oldunuz. Ve bunlar için hiçbir üzüntüye de düşmüyorsunuz. İşte sizde Kur’an yaşamaya başlamış. Siz ilim almaya başladığınızda, imanınız pekiştiğinde, sizin hiçbir tasarrufunuz olmamak şartı ile, Rabbim size ileride zarar verebilecek insanları sizin çevrenizden uzaklaştırır.

Üçüncü Açılımı: Allah ve Resul’üne iman edenleri ise, Allah Resul’de Kabe-i Kevsen’de birleştirir. Kafirler nasıl ayrıldı ise Resulullah’ın etrafından. Mümin kullar, zikreden kardeşlerimiz bir gün mutlaka Kabe-i Kevsen’i yaşayacaklardır Resulullah’ın huzurunda. Bu sembol olarak iki ayın hilal hali birleşecek ya da bir dolunay bir başka dolunay ile birleşecek, bir olacak.

Peygamber Efendimiz(s.a.v) Kabe-i Kevsen’i Rabbin huzurunda yaşadı. Bizler, Müslümanlar, müminler Resulullah’ın huzurunda yaşayacağız. İki hilalin birleşmesi, iki ayın birleşmesi bizde Kabe-i Kevsen’dir. Bunun açılımı ve bize yansıması ise; Peygamber Efendimize(s.a.v) has ümmet olduğumuzun, saygın ümmet olduğumuzun, kabul edildiğimizin bize simge olarak bildirilmesidir. Diğer bir deyiş ile, sembolüdür. Diğer bir deyiş ile; Adn Cennetinin, yedinci kat cennetinin kapısı sizlere açılmıştır demektir. Ama demek değildir ki, siz Adn cennetini kazandınız. Oraya yerleştiniz. Hayır. Adn Cennetini üniversite olarak kabul edersek, sizler Kabe-i Kevsen’ i yaşamak ile, üniversiteyi kazanmış, kaydını yaptırmışsınız. Daha okul bitmedi. Diplomanızı almadınız. Ama oraya kabul edildiğinizi biliniz. Üniversiteyi bitirip, diplomanızı almış değilsiniz. Yani, Adn Cennetine şuan yerleşmiş değilsiniz. Ama cennet ehli olduğunuzun kesin tapusudur, simgesidir, sembolüdür. Tabii ki yaşadığınız sürece zikir halini, Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmayı bırakmadığınız takdirde, hayırda yarıştığınızda ve bu hal üzerine ruhunuz kabzedilene kadar bu hal üzerinde olanız gerekmektedir.

Buraya kadar Tarikatın ve Marifetin açılımlarını yaptık size.

Kamer Suresi 1. Ayeti şimdi gelin Hakikat’e göre açalım, Allah’ın izni ile.

Resulullah’a has ümmetliğe kabul edilmedikten sonra, diğer bir deyiş ile Resulullah’ta Kabe-i Kevsen’i yaşamadıktan sonra, sembol olarak iki ayın birleşmesini ya da hilali görmedikten sonra, kim derse ki “ ben Allah’a ulaştım” kesinlikle yalan söyler. Allah’ın sevgisini kazanabilmek ilk başlardan başlar devam eder ama Vahdet-i vücud, birle bir olma, sevgiliye kavuşma, vuslat gibi kelimeler ile ifade edilen Marifet’in bitimi, Rabbin Cemalinin seyredilmesi Resulullah’tan geçer. Kabe-i Kevsen’den geçer. İşte Kabe-i Kevsen’i yaşayan kardeşlerimiz var. Diğerleri de ileride mutlaka yaşayacaklardır. Resulullah’ın sevgisini kazanmadıktan sonra hiçbir kul, yaradılmış hiçbir kul bu gün için Vahdet-i Vücud’u yaşayamaz. Birle bir olmayı göremez. Marifet’i bitiremez. Bunun için Salavat-ı Şerifelerinizi arttırınız. Dinimizde elbette zorlama yok. Elinizden geldiğinizce, günlük yaşantınızın içerisinde, halk ile beraber olurken Hakk ,ile beraber olmaya zaman ayırınız.

Ne diyor Şanlı Peygamber Efendimiz(s.a.v); “ kişi sevdiği ile beraberdir”. Siz de sevdiğinizi sevdiklerinize gösteriniz.

Bunun için; Rabbe olan sevginizi göstermek için tevhidi, Resulullah’a olan sevginizi göstermek için Salavat-ı Şeriflerinizi arttırınız.

Çoğunuz çocukluk devresini bitirdiniz. Gençlik devresine girdiniz. Mana’da genç oldunuz. Onun için hızlı yol almak istiyorsanız, sağlam yol almak istiyorsanız, Salavat-ı Şeriflerinizi ve tevhitlerinizi arttırınız. Göreceksiniz ki, bileceksiniz ki, bizzat kendiniz görecek ve bileceksiniz ki, Allah ve Resul’ü size sevgisini göstermekte. Sizi korumakta, yardım etmektedir. Sitemizde olduğu gibi, Veyselkarane.com da olduğu gibi: YAŞA VE GÖR.

Allah’ımıza emanet olunuz.

 


2018 © VeyselKarane | veyselkarane.com | All rights of the site are registered in the name of "Muharrem Karabay" .