"The books "ASKI UVEYSI" will be the first to change the World!"

Animated Sidenav Example

Click on the element below to open the side navigation menu.

☰ open

SESLİ SOHBETLER





Bu video 10023 kez izlendi.

ZİKİRDE YAŞAYACAKLARIN 1: MUHARREM KARABAY SAFRANBOLU SEMİNERİ

 

Siz kardeşlerimin çoğu ile biz telefonda görüşmüştük şimdi ise yüz yüze görüşmeyi nasip etti Rabbim, Allah’ıma hamdolsun. Öyle bir dünyaya geldik ki öyle bir dünyada öyle güzel bir yere geldik ki öyle güzel bir yerde öyle güzel bir toplulukla buluştuk ki insan mest oluyor. Sizler bu dünyada geleceğin mimarlarısınız, öğretmenlerisiniz, dün söyledik yarıda kaldı insan bunu algılamakta zorluk çekiyor benden ne han olur nede hamam olur diyorlar yanlış, bu kişinin düşüncesi, artı nefsinin ona empozesi, Allah sizi seçmemiş Resul sizi sevmemiş olsaydı ve istememiş olsaydı, hiç biriniz, hiç bir şekilde burada olamazdınız. Her biriniz yarının başöğretmenleri olacaksınız. İnanın buna, ne kadar söylesem, yine az söylerim. Sitede yazılanlar var, insanlar yaşıyorlar, yaşayın ve görün diyoruz. Yaşadıktan sonra diyorlar ki, vallahi billahi bu sitede yazılanlar bizim yaşadıklarımızın çok daha azı, e doğru, şimdi çınar oğlumuza ben kalkıp üniversite dersi nasıl vereyim ne kadar algılayabilir. Dünkü toplantıda biraz çalı kuşu gibi olduk, daldan dala konmak zorunda kaldık, çünkü bir aylık zikirde olan, bir yıllık zikirde olan ve beş yıllık zikirde olan kardeşlerimiz vardı, onların düşüncelerine ve beklentilerine hitap edebilmek için geldik, gelin bugün baştan başlayalım. Şu zikre başladıktan sonra niyet edip başladıktan sonra içinize tarifi imkânsız bir huzur gelecek, nefsinizi göreceksiniz, bir bakın nefsinize mutlaka bir hayvan sıfatıyla verilir. Bağlımı, başıboş mu, saldırgan mı, ölmüş mü? Ölüyor ise nefsiniz size ilerde zikriniz dolayısıyla zarar veremeyecek, ama biliniz, nefsin ölümü asla bu dünyada Azrail’i görünceye kadar teslim olmaz. Ancak korkar pusar yılar, ceza çeker, sessiz olur, size itiraz edemez, ama asla ölmez. Ölmeyi eskiden büyüklerimiz üstatlar Allah’ın sevdiği veli kulları anlatırlarken, nefsini öldürdü diyorlardı, nefsin ölümünü bitkisel hayata girmiş olarak düşünün, yaşıyor ama nefsin hiç bir iradesi yok, ölüm böyledir. Yoksa bildiğimiz anlamda ölmüş yok olmuş anlamı yok, nefsinizi gördükten sonra, Enam 47. Ayetin de şöyle diyor Rabbim; “De ki kendinizi gördünüz mü” işte nefsinizi göreceksiniz ilk ayetin açılımı, sonra ruhunuzu göreceksiniz üç beş aylık, üç beş yaşında bir çocuk olarak, bugün ki ana yaşınız kaç olursa olsun, zikre girdiğiniz mesafeden bu güne kadar geçen zaman içerisin de, ruhunuz bir çocuk olarak gösteriliyor.

Kuranda diyor ki Rabbim; “Aşağıların aşağısına attık” işte aşağıların aşağısına atılan ruhu siz yukarıların yukarısına eleste ki o meleklerden üstün hale getirin, çünkü her insanın ruhunda bir parça vardır. Allahtan bir zerre vardır. Haksız yere bir insanın öldürülmesi bunun için yasaktır. Her insanda bir Allah’ın zerresi olduğu için, gıybet edilmesi, yalan söylenmesi, bunun için yasaktır. Size La İlahe İllallah’ın” kelime anlamını anlattık, marifet anlamı seni seviyorum Rabbim demektir. Salat-ı Şerife’nin anlamını da biliyorsunuz, Peygamber efendimize, ehlibeytine sevdiklerine sevgi ve saygılarınızı gösteriyorsunuz. Bu seni çok seviyorum ya Resul Allah, senin sevdiklerini de seviyorum demektir. Marifet diliyle, kelime anlamı farklı, marifet açılımı farklı, hakikate girildiği zaman Allah bir, resul hak, ben bu dünyada yaradılışımın tek gayesi Allah’a kul Peygambere ümmet olmak, bunu ne kadar başarabilirseniz hayatınıza ne kadar sokabilirseniz o kadar mutlu olur ve o kadar çok sevilirsiniz. Sevmek için benim Allah’ı Hacı Ahmet’e ya da falancaya ihtiyacım yok, çünkü Allah’ın zerresi benim içimde, ben bunu büyütmekle mükellefim. Dünde gerekliydi, bilim ve teknolojinin olmadığı yerde bir kitabın bir büyük Safranbolu da pahalı bir konak değerinde olduğunda herkes bir kitap alamazdı. Bir fare bir kitabı halleder giderdi, bugün ise teknoloji var. Bas tuşa internette istediğin bilgiye ulaş, ne arıyorsanız, şeriat, tarikat, marifet üzerine, hepsini bulursunuz. Bulmak yetmiyor, bulduğunu anlamak, anladığını hayatına sokmak gerekiyor. Herkes kurban bayramı diyordu, biz sitede yazdık kısaca, hac bayramıdır o.

Hac belli bir ölçüler içersin de, belli kişilerin yapması üzerine farz olan ibadetlerdir. Yok, parası olacak, yok sağlığı olacak, ama Kevser suresinde Rabbim buyuruyor: “Rabbin için namaz kıl, kurban kes” e kurbanı kimler kesecek? Hac yapan kesmesi lazım, durumu iyi olan kesmesi lazım, bunun farzları var, sünnetleri var, ama ruhunda kurban kesmek gerekiyor. Nefsini kes, öldür onu, onu yaşatma, onunla mücadele et. Şanlı Peygamber efendimiz ne diyor; son savaşı kazandıktan sonra Mekke’ye girmeden önce sahabelerin daha kılıçlarında kanları silinmemiş, bedenlerindeki kılıç mızrak ya da kanı silinmemiş, dikilmemişken, şimdi büyük cihada gidiyoruz deyince sahabe şaşırmış, bundan büyük cihat mı olur ya Resul Allah diyor. Olur diyor nefsinizle olacak savaş. Dünyada bütün savaşların bir ömrü vardır. Üç aydır, üç yıldır, otuz yıldır ama nefisle savaş bir ömür boyu bitmiyor. Bakın biraz önce söyledim, nefis Azrail’i görmeden asla teslim olmaz. Bizim zikirlerimiz nefsi ruhu yüceltmenin dışında nefsi de ölüme hazırlamaktır.“Bismillahirrahmanirrahim, iyya kenabüdü ve iyya kenestain” diyoruz. Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz. Kevser suresinde, nefsini kurban etmek için hazırlanın, en büyük savaş bu, bun hiçbir yerde yok, ne diyor Kuranda Rabbim bir ayetinde; “Nefsinin dışındaki savaşmalar hariç” herkese farz, kurtuluş yok, onu da geçin siz her La İlahe İllallah dediğiniz de, nefsinizin kafasına Hz. Musa’nın asası bizim elimizde tevhit oluyor.

Tevhitle vuruyorsunuz, kıpırdayacak hali kalmıyor. Siz bunu döve döve, artık Azrail’i gördüğünde, son nefes geldiğinde, nefis teslim oluyor. Bakın sır burada bir daha açıyım. Algılamakta zorluk çektiniz bunu da çok iyi dinleyin lütfen. Kuran ayetinde ne diyor Rabbim; “Ey mutmain olmuş nefis diyor” ruh demiyor, akıl demiyor, ey mutmain olmuş nefis, dayak yiye yiye, La İlahe İllallah sopasını tevhidin sopasını Hz. Musa’nın asasını yiye yiye kafasına, bedenine, teslim oluyor. İşte orada ayeti devam ediyor Azrail diyor ki; “Ey mutmain olmuş nefis Rabbin senden razı, sen Rabbinden razı, dön Rabbine dediğinde, geldim” diyor. Ama Azrail’i görünceye kadar asla ama asla size boyun eğmez, ama size itiraz edecek cesareti de bulamaz. İşte tevhidin yüzünden(gücünden) asıl olan cihat bu. Bunu da geçelim, siz her La İlahe İllallah dediğinizde Kâbe’nin etrafına, bir kardeşimize bugün söylenmiş müjdeler olsun, Lebbeyk Allahümme Lebbeyk diyor. Geldim Allah’ım geldim diyor. Geldin tabi, nerede ruhun Kâbe de. Namaz kılarken istisnasız her kardeşim, zikir eden her kardeşim, bir gün mutlaka Kâbe’yi önünde görecek. Bir den ansızın gelecek Kâbe önüne, inanın Kâbe gelmiyor. Ruh Kâbe’ye gidiyor. Ruh artık günahlardan arınmış, geceleri Zümer suresi 42. ayeti gereğince; “Allah bazı kullarının ruhlarını gece alır, uykuda alır”  kelamı gereceğinde günahlardan kurtulan ruh, ders almaya gidiyor. Araçla giderken ağaçlar üstümüze doğru geliyor. Aslında biliyorsunuz ağaçlarda gelmiyor, yolda gelmiyor. İşte Kâbe’de önümüze gelmiyor. Ruh Kâbe’ye gidiyor. Artık özgür olmuş, Zümer suresi 42. ayeti gereğince özgür olmuş, ders almaya gidiyor. Her gece meleklerden evliyalardan ders almaya gidiyor. Kâbe önünüze gelecek. Kâbe’yi yedi sefer döndüğünüzde bir sayılıyor. Sizin dilinizde bir kere La İlahe İllallah dediğinizde Kuran’ın en küçük hatmi sayılıyor. Evet Kâbe’yi iki Peygamber, önce ilk Peygamber Adem As. yaptı. Bir peygamber eseri, emir üzerine yaptı. İkincisi İbrahim As. ile İsmail As. yaptılar. Kâbe çok kutsal, asla kimse bir şey diyemez. Ama inanın buna şu marifette ve hakikatte yol alınca anlayacaksınız ki ben anlatıyorum şimdi, siz bilerek anlayacaksınız ki Kâbe burada (kalpte) gerçek Kâbe burada, çünkü Allah’ın zerresi burada, onu Peygamber inşa etti bunu Allah verdi, agâh olun. Her an izleniyorsunuz, insanlar şeriat ve tarikat ölçüsünde kalan insanlar iki şeyden cezalandırılacak ya da mükâfatlandırılacaklar, bir yaptıklarından, iki yapmadıklarından, yapmadıkları Kuran okumuyorsa, namaz kılmıyorsa, bundan hesaba çekilecek. Yaptıkları varsa, günah, gusül, tövbe etmiyorsa, onlardan hesaba çekilecek. Ama inanın siz zikir ehlileri, üç şeyden hesaba çekileceksiniz, yaptıklarınızdan, yapmadıklarınızdan ve düşüncelerinizden, asla insanlar hakkında kötü düşünmeyin iyi düşün, iyi söyle, iyi dinle, zikre girince içinizdeki hırs, saldırganlık, itiraz etme, namaz kılarken zorluk gelmesi, hepsi kalkıyor. Öyle bir huzur buluyorsunuz ki Peygamber efendimiz diyor ki; “Namaz ancak kalp huzuruyla kılınır.”

İşte huzuru buluyorsunuz, huzuru veren Allah. Zikre ilk girdiğinizde, ben bugün zikir yapacağım dediğinizde, zikre başladığınız an, içinize Allah tarifsiz doğru yolda olduğunuz için, bir huzur veriyor. Daha sonra içinde öyle bir aşk başlıyor ki, namaz kılarken, ya şimdi namaz vaktimi geldi derken, şimdi zikre girdikten sonra aman namaz vakti kaçmasın diyorsunuz. İşte fark bu, yine aynı beden, ben Muharrem hoca olarak, Filiz hanım olarak, Ululebrar aynı insan, diğer kardeşlerimde hepiniz aynı insansınız. Ama içinizde bir gelişme başlıyor. İyiden yana, güzelden yana, Allah’a yaklaşma yönünde Resule layık olma yönünde bir sevgi başlıyor. Sizi ayakta tutan bu olacak. Bunun arkasında, içinde her biriniz dünyada hiç bir tarikat ve cemaate verilmeyen fırkayı Naciye olduğunuz için, Resul Allah’ın özledim kardeşlerim dediği kardeşlerim olduğunuz için, Ebubekir’in yolundan Sıddık olarak geldiğiniz için, hepinizin ayaklarının başparmaklarında kırılmış eklenmiş gibi bir iz olacak, istisnasız herkeste olacak. Hiç bir tarikatta ve cemaatte yok. Hepinizin tırnakladıkların da iz var. Sıddık lığın işareti mührü.Kuranda diyor ki Allah; “Âlemlerin Rabbi olan Allah, vaftizde nedir ki, Allahtan daha güzel kim boya vurabilir. Boyayı çıkarın iz deyin, o zaman daha iyi anlarsınız. Sonra diğer tırnaklarınıza geçecek, daha sonra ellerinize geçer. Daha sonra bedeninizin her hangi bir yerine, bir küçük mühür, eskiden okuma yazma bilmeyenlerin kullandığı mühür gibi, Allah mührü basılacak. Bunu bilin, birincisi Sıddıklık, ikincisi Allah mührü basılacak. Bakın ayete dayanarak söylüyorum, vaftizde nedir ki Allahtan güzel kim mühür vurabilir. Allah seni kulu olarak kabul ettikten sonra, hayatındaki ibadet etme, algılama, Kuran okuyunca anlayıp hayatına sokabilme, yasayabilme daha kolay hale geliyor. Önce öğretmenlerinizi seveceksiniz. Bizi seviyorsunuz. Allah bir kulunu sevdiği zaman diğer kullarını da sevdirir gereğince, daha sonra öğretmenlerinizi seviyorsunuz, birbirinizi seviyorsunuz, size ayna olanları seviyorsunuz. Tabanda öyle bir kitleniyorsunuz ki sevgiden yana, sevginin diğer anlamı elif, kurandaki adı bir açılımı, birbirinize kitlendikten sonra, size ayna olanları seviyorsunuz. Sizi ümmetine kabul edeni seviyorsunuz, çok seviyorsunuz. Resulü seviyorsunuz, Resulün sevdiklerini sevdikten sonra, Rabbi seviyorsunuz. Âmâ hepimiz diyoruz ki Allah’ı seviyoruz.

Allah’ı sevmek o kadar kolay değil ki? En zoru, dünyada bir insanın isteyebileceği ulaşabileceği en büyük meftunu, ulaşabileceği en büyük rükuyu istiyorsunuz. Allah’ın sevgisini istiyorsunuz o kadar kolay değil, ama inanın o kadar kolay. Allah bizden ve sizlerden iki şeyi istiyor. Gayret ve şükür, sabah akşam bu zikri yapınız. Bir gecenin karanlığında, bir gündüzün aydınlığında, on beş dakikanızı alır, isterseniz on beş saatinizi alsın, o sizin Rabbinizle olan ilişkiniz biz karışmayız. Biz size kapıyı açtık. Bizim içimizde abilik, efendilik, şeyhlik yok, sadece öğretmenlik var. Her biriniz bizlerden ders aldığınız için öğrencisiniz. Allahtan ders aldığınız, Peygamberden ders aldığınız için öğrencisiniz, başkalarına öğrettiğiniz için öğretmensiniz. Kurandaki ismi sabikünsünüz, önde gidensiniz. Ben filiz hanıma zikri verdiysem ben onun öğretmeniyim. Siz birine zikir verdiyseniz siz onun öğretmenisiniz. Yaşınız ondan genç bile olsa, fark etmiyor ki. Adn cennetine gelmenin Peygambere komşu olmanın, şehitler, âlimlerle, ariflerle bir olmanın en kolay yolu sabikün olmaktan geçiyor. Zikri yayın, ibadet edersiniz yirmi dört saat gece gündüz, Allah’ın huzurunda sizi ilgilendirir. Siz alabileceğinizi sadece kendinize alırsınız. Başka birine bir faydanız yok ki, senin ibadetinden Ululebrar’ın ibadetinden, eşi Ali kardeşimizin ne faydası olur. Ama Ululebrar eşine ve sevdiklerine bu zikri yayarsa âleme yayıyor. Şanlı peygamber efendimiz; “Bir kişinin hayatını kurtaran, bütün insanların hayatını kurtarmış gibi sevap” alır. Alın bu sevabı ya alın, sabukün olmanın yolu bu, zikri yayın, yapın ve yayın bu kadar kolay mı vallahi bu kadar kolay. İşte buraya gelmeden önce Hızır As. Kendi bize adamını gönderdiğinde, biz evlendiğimizde, bize mandalina hediyesini gönderdi. Poşeti yanındaysa kardeşim size de koklatsın, şimdi değil sonra, Hızır As. Mandalina gönderdi, mandalinada biz keramet var dedik, yedik yuttuk, hiç bir şey değişmiyor. Keramet naylonundaymış, naylon kokar mı? Gelin işte kokuyor, koklayın. Size soruyorum hangi tarikat ve cemaatte Kevser var. Hangi tarikat ve cemaatte direk Allaha giden yol bu diyen var. Aranızda bir prosedür var, ulaşamazsınız edemezsiniz. Bize yirmi dört saat ulaşabilirsiniz. Bizim sizden bir üstünlüğümüz yok, bizim size bir tek üstünlüğümüz. Siz Safranbolu’da turistik bir beldedesiniz çevresini de biliyorsunuz. Dışardan gelen insanlar ne yapıyor, bu yeri bilenler mevkiyi bilenler gezdiriyorlar dimi, onlara rehberlik yapıyorlar. Sayın ki ben marifette sizin rehberinizim, gezdiren bir rehberim, turist rehberi gibiyim.

Benim size üstünlüğüm yok ki, Hz. Resul Allah diyor ki; “Bedevinin biri ayağına kapanıp öpmeye kalktığında, Resul Allah ensesinden tutuyor kaldırıyor. Ne yapıyorsun diyor? Ben kurutulmuş et yiyen kadının çocuğuyum, benim senden bir üstünlüğüm yok. Lakin Allah’ın bende lütfu var” diyor. Bunu anlatıyor. Sizlerde böyle olun, Allah size o kadar çok nimet, o kadar çok çizgi üstü olaylar yaşatacak ki, asla övünmeyin ama her öğrendiğinizi, her yaşadığınızı, öğretmek için öğretiniz. Herkes zannediyor ki şeyh uçuyor. Burada kaç kişi tayy-i mekân yaptı. Yarında yapacak olanlar var içinizde. Ölmeden cennete gitmeden Kevser içenleriniz var. Hatta sunanlarınız var. Burada üç kişi şimdi benim bildiğim kadarı ile sunuyor. Dördüncüsü de yolda. Şimdi kızım anlatıversin kısaca ben bir şey anlatacağım, ondan sonra devam edeceğim. Dün masada biz Kevser okuduk, suyu okuduk. Bir ufak şişe aldı gitti, sonra ne oldu elinde hadi anlatıversin;

Vesena üyeysimiz: Yemek yedikten sonra en son ben kalktım masadan,  son anda aşağı inerken merdivenlerden elimde 1 litre su vardı ve yarımdı, hatta ben bu elime nerden geldi dedim, masada su yoktu. Çantama baktım Kevser suyum çantamdaydı.

Muharrem Hoca: Kendi aldı suyu çantasında, elinde bir büyük şişe, bizim masamızda dün yemek yediğimiz kardeşlerimiz biliyor hiç büyük su geldi mi bize, gelmedi.

Vesena üveysimiz: Hatta ben dedim ki filiz ablada vardı şaşırdım, orada mahcup olmayım diye suyu bıraktım oraya.

Muharrem hoca: Peki o suyla onu içtin mi?

Vesena üveysimiz: İşte o suyu bıraktım, içmedim.

İşte bu, Rabbi inerken eline vermiş hep bizden istiyor Kevser’i ben verebilir miyim demiş Rabbimde ona sen vereceksin demiş, eline vermiş, buda bırakmış masanın üzerine. Bakın akıllarınızın almayacağı, hayal dünyanızın da yetmeyeceği güzellikler yaşayacaksınız. Nasıl olur e şeyh uçuyor? kardeşim sende uçarsın. Şeyh keramet sahibiymiş keramet nedir ki, şeyhin ne yetkisi var ki ancak Rabbi ona gösterir yapar verir. Biz bir hayret yaşadık hocam? hadi ne yaşadınız anlat bakalım.

Kamil insan üveysimiz: Şimdi biz buraya geldik. Burayı tutmak için burada bir kardeşimiz var ona da kitapçığı verdik. O da şimdi enteresan bir şekilde ben bu zikri yapmasaydım siz buraya gelemezsiniz dedi. Yani bizde şu anda deminden bu yana Ergül’le babaya gitmek için tırmalıyoruz. Bana da bugün rüyamda tamamen Safranbolu sokakları gösterildi. Önce dolu yağdı, sonra rahmet yağdı. Safranbolu sokakları suyla doldu. Yani ilimle. Ve elmalar böyle bu gördüğünüz şuralarda sarkıtlar böyle aktı ve biz Ergüllü babada duramadık, buraya geldik. Ve kardeşimizde benim yüzüme baktı ve dedi ki ben zikri yapmasaydım siz buraya gelemezdiniz dedi.

Muharrem hoca: O elmalar buradan alacak olduğunuz, elmaları simge düşünün, bildiğimiz elma değil, buradan alacağınız nimetleri gösteriyor. Buradan nimet siz bir Allah’ın kulu kalkmayacak inşallah. Bakın kanserdim kanserimi aldılar. Beynimde ur vardı aldılar. Ölüm döşeğinden kurtardılar. Saralı bir insan, hasta varsa çevrenizde, şu Kevser’den bir yudum içirin yapabiliyorsanız tespih tutun, ömür boyu sara, epilepsi hastalığı, bitsin. Şimdi vay hocam okudu suyu, adamın epilepsi sara hastalığı gitti. Vallahi yalan, billahi yalan, alakası yok. Ben bir garip kulum ya. O Allah’ın lütfu karıştırmayın, Allah’ın lütfu, onu vermiş içiyorsun. Bende ne var ki Kuran da diyor ki; “Biz bir şeye ol deriz hemencecik olur.” Okuyoruz, besmele çekiyoruz Kevser oluyor. Oluyor ne yapayım. Bunları akıllar almaz, bunlar eğer bir tarikat ve cemaatin elinde olmuş olsalardı, onu göğe çıkarır, bunun bir şişesini on bin dolara da satarlardı. İki bin dolarlık evde oturanlara Gavs’ül Gavs diyorlar. Lâdikli Ahmet ağanın hayatını okuduğunuzda, galata köprüsünde gazetenin üzerinde yatıyor devrin Gavs’ı, iki milyonluk evde yatmıyor, agâh olun. Allah’a gidiyoruz diye, şeytana götürmüyoruz. İçimize gelipte, Allah’ın sevgisini, gerçekten sevgisini içinde duymayan bir Allah’ın kulu yok. Ne hastalığın var, unutkan mısın, alır. Beyninde ur mu var, ee alır. Vay hocam bana keramet gösterdi. Elli iki sene içen nevzat baba, rahmetli oldu, zikre başladı, ertesi gün alkolü unuttu. Elli iki sene devamlı ramazanda dahi alkol alan insan, bırakabilir mi? Sitemizde yazan Marmaralı Mehmet, bir büyük, bir küçük, rakı içmeden uyumuyordu.

Para çok gidiyor diye kendisi rakı yapmayı öğrenmiş, rakı yapıp imar edip, yapıp içiyordu adam. Zikre başladı bitti. Vay Muharrem hoca keramet gösterdi, alakası yok. O Allah’ın lütfu karıştırmayın. Ben sizin gibi bir insanım, sizden bir üstünlüğüm yok. Benim bütün amacım sizlere bir tek şey öğretiyorum. Allah’a kul Peygambere ümmet olun. Gerisi lafü güzaf. Himmet on da, hikmet onda. Siz otobüse binip Safranbolu’dan, Karabük’e gittiğinizde ya da Karabük’ten Safranbolu’ya geldiğinizde, tutup otobüsü öpüyor musunuz? Senden Allah razı olsun bizi bozulmadan getirdin mi diyorsunuz. Yoksa şoföre mi diyorsunuz Allah razı olsun diye. Allah aşkına ben altmış bir yaşındayım, hiç bu güne kadar otobüsü öpeni görmedim. Otobüse teşekkür edeni görmedim. İşin özü şu, sen Allah’ı sevmek için gayret et, Allah seni zaten seviyor. E ben bilmiyorum, öğreneceksin canım kardeşim, mutlaka öğreneceksin, hiçbir kurtuluş yok. Ben sizden daha zor durumdaydım. Size hiç olmazsa anlatan bir Ululebrar var, bir Kâmil insan var, diğer kardeşleriniz var. Muharrem öğretmen var, şu var bu var. Muharrem öğretmene öğretecek kimse yoktu ki. Birde beni düşünün benim gibi zır cahil bir insanı marifetin m’sini bilmeyen bir insanı sizlere öğretmen eyleyen Allah’a hamdolsun. Resule ve onun sevdiklerine salat selam olsun. Sizlerde Muharrem öğretmenin bir öğrencisisiniz, sizlerde aynı yoldan geçeceksiniz. Benim konuşma kabiliyetim yok. Vallahi öyle bir konuşacaksınız ki, kendinize hayran olacaksınız. Çiziyorum üzerine iddialı söylüyorum, kendinize âşık olacaksınız konuşmada. Bu nerden çıkıyor ruhunuz her gece ders almaya gidiyor evliyalardan. Ama dikkat edin ayırın, ders almayı akıla vermiyorlar. Vallahi akıla verseler, aklıma verseler o dersleri, dünyayı serçe parmağımla değil serçe parmağımın tırnağında oynatırım. Bütün iş ruha veriliyor, eğitim buraya(kalbe) veriliyor. Ölümsüz olana veriliyor. Toprağa girdiğinizde bedeniniz ölecek, ama ruh ölmeyecek, işte bunu onun için algılayamıyoruz. Ne zaman ortaya çıkıyor, bir insana zikrin güzelliklerini anlatmaya başladığınızda, bir dökülüyor ki ağzınızdan cümleler, kelimeler, hayran oluyorsunuz. Bazı arkadaşlarda diyor ki ya gitmeyin iki saat oldu daha, bir saat daha konuş diyorlar. Konuşan siz değilsiniz, içinizdeki siz. Yunus öyle diyor, bir ben var benden içeri, onu yaşıyorsunuz. Gelelim vaftiz de nedir? Allahtan daha güzel kim boya vurabilir, kelamın devamına, önce tırnağınızda iziniz var. Sonra Allah mührü vuruldu. Bazılarında kalıcı oluyor, bazılarında rüyada oluyor, bazılarında akşam vuruluyor, sabah kayboluyor, hepsi doğrudur. Üçüncüsü Hazreti Mevlana pir diyor ki; “Kul kemale ermeye başladığında, Rabbi ona lakap takar. İsim takar ad takar.” Şurada Rabbinden isim alanlar bir elini kaldırsın.

Muharrem hoca: Sana ne dedi Rabbim?

Fatma Üveys kardeşimiz: Ben rüyamda gördüm hocam ismi deniz, bundan sonra çocuğun adı deniz değil Yusuf diye seslenildi.

Muharrem hoca: Maşallah öpüverin alnından.

Şimdi şu, anne ve babamızın size verdiği birer isim var. Ama o alem size bir isim takıyor. Sonra isminizi bir daha değiştirebilir. O içinde bulunduğunuz makamla ilgili. Nefsi üveyikti isim verildi Aysel oldu. Ululebrar? kırk yıl düşünsek olmaz. Mutmain? Ululelbab Ensar kavmi? Vesena? hiç duydunuz mu? İlk duyuşunuzda yabancı bir dilde bir kelime gibi, Ve sena anlamı neymiş kızım?

Vesena üyeysimiz: Parlayan yıldız demek.
Muharrem hoca : Kim koydu ismi, Muharrem hoca koymadı diymi, ya işte anlayın. Şuna dikkat edin, Allah yedi milyar kulu içinde. Seni seçiyor, onu seçiyor, isim veriyor. Bundan güzel ne olur. Allah aşkına bundan güzel bir şey olur mu? Allah yedi milyar kulunun içinden, seni seçmiş sana sevgisini göstermek için sana isim takıyor. Ve öldüğünüz zaman, melekler sizi bu isimle, Azrail bu isimle çağıracak. Kabre girdiğiniz zaman senin anan kim, baban kim, Allah’ın kim, kitabın kim dinin ne, diye sormayacak münker nekir. Diyecekler ki biz senin Müslüman olduğunu biliyoruz zaten. Nerden biliyor, ayağındaki nur, Sıddıklık nuru, binlerce volt değerinde, lazer gibi göğe çıkacak, biz görmeyeceğiz onlar görecek. Allah’ın mührü ondan binlerce kat daha fazla parlayacak. Allah’ın sana verdiği lakap, onların mezarı değil, arşı kaplayacak, görecekler. Allah bunu kulu olarak seçmiş, önce Sıddık seçmiş, kulu seçmiş, üstüne ismini vermiş, münker nekire hesap sormak nerede? Derseniz ki Ömer’e hesap sorulmadı mı? O ibretlik için soruldu. Kuran’da Hz. Resul Allah’a Abese süresi inmedi mi! kör için. Hz. İsa’ya sen kendini Allah, ananı Allah Ruhul kudusü Allah olarak, sen mi ortaya attın dediğinde Hz. İsa’ya hesap sorulmuyor mu? Burada şunu anlatmak istiyor Rabbimiz, onlara Allah yaşarken hesap soruyor da, bize mi sormuyor derseniz, yanlış yerden bakarsınız. Biz ölümü bahsediyoruz, kabre girişimizi bahsediyoruz. Hatta Azrail canınızı alırken sizi sevgiyle alacak, inanıyorum ki siz bu yaşadığınız dünyada, Resul Allah’a Salat Selam gönderirken, Resulün yanında ruhunuzu vereceksiniz. Sevgiyle vereceksiniz, gezmeye gidiyorsunuz zannedeceksiniz. Öyle bağırma, çağırma, gökyüzüne bakma, yok. Bundan güzel ölüm olur mu? Sen bir ömür boyu yaşadığın sürece Resul Allah’a seni seviyorum diyorsun. Senin ruhun kabzedilirken gelmez mi, gelmez mi hiç? Agâh olun. Bizim dinimiz, sevgi ve merhamet dini, cömertlik ve yardım dini, paylaşım dinini o kadar kötü bir hale getirdiler ki Yahudi’den farkımız kalmadı.

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın. Allah aşkına o yılan seni günde bin kere soksun. Bir kere değil, bin kere soksun. Sen Peygamberimizin hadislerini sen Kuran’ın ayetlerini nasıl değiştiriyorsun? Hani nerede infak? Nerede cömertlik? Nerede sevgide kardeşlikte beraberlik? Millet birbirinin gözünü oymak için parmaklarını bileyip duruyor. Geçin onları, siz asla dönün Yunusun dilinde, Mevlana’nın kalbinde Allah’ı sevmeyi öğrenin. Onun yolu da bu zikirden geçiyor. Fazla bir şey yapmıyorsunuz, sabah on beş dakika, akşam on beş dakika, bu kadar basit mi vallahi bu kadar basit, billahi de bu kadar basit. Ama size geri dönüşü o kadar büyük ki, neden dönüyor. Neden diğer tarikat ve cemaatlerde, insanlara, bu kadar az ibadete, bu kadar çok nimetlere, ya da hikmetlere, sahip olmuyor derseniz. Çünkü bizim üzerimizde Allah’ın ve Resulünün selam ve bereketi var. Bir tek bize indirildi. Geçmişte hiç bir tarikat ve cemaate indirilmedi. Sizler ikinci asrısaadetin öğretmenlerisiniz, gerçekten öğretmenlerisiniz siz değerlerinizi bilmiyorsunuz. Ancak siz insanlara zikir verip, onların öğretmeni olduğunuzda, öğretmenlerin öğretmeni olduğunuzda, bu idrake varacaksınız. Biri bana demiş olsaydı, yıllar önce, sen bunu yapacaksın diye, ben gülüp geçerdim. Kafayı yemiş derdim. Ama şükürler olsun kafayı yemedim. Yemediğimin ispatı da burada bakın, onlarca kardeşim var. Bu soğuk kış gününde evini bıraktılar, işini bıraktılar, eşini çocuklarını bıraktılar, buraya geldiler. Gelmeye getirttirmeye devam ediniz. Bizim işimiz, sadece ama sadece Allah’ın sevgili kullarını, bulamadıkları, Allah’a giden yolu buldurmak. Açık olan kapıdan içeri sokmak? Işığı yakıp Allah’a giden yol bu, bu yol Allah’a gidiyor yürü kardeşim, demekten başka bir şey değil ki. Sizlerden teşekkür beklemiyoruz, aferin beklemiyoruz, rütbe beklemiyoruz, mal beklemiyoruz, yardım beklemiyoruz, hiç bir şey beklemiyoruz. Ne hastalığın varsa, ne korkun varsa, gelecek ya da geçmişteki hatalarından dolayı ne korkuların varsa, ne şüphelerin varsa, atın onu bir kenara, Allah hayal edemeyeceğiniz kadar merhametli. Bakın akıllarınızın alamayacağı demiyorum. Hayallerinizin alamayacağı kadar merhametli ve cömert?

Bir düşünün ya, yedi milyar insanın içeresinden, kendisini aşkla sevenlerin, gayret edenlere isim veriyor. Anne babanız size sahip çıkıyor, isim veriyor. Emine, Fadime, Ali, Osman diyor, agâh olun. Bu zikre girince Allah size Allahlığını yapıyor. Kul’u olarak kabul ediyor, isim veriyor. Bundan güzel bir şey olur mu? Sayın ki TBMM meclisinde polis nasıl ki kimlik sorduğunda meclisteki üye kimliğini çıkartıyorsa polis dokunamıyorsa, inanın sizin bu manevi kimliğiniz var ya, Allah’ın koyduğu üzerinize isim o kadar büyük bir kimlik ki, ne iblis dokunur, ne cin yaklaşamaz. Şeytanın kendisi bizzat kuranda söylemiyor mu? Allah’ım diyor senin kullarını beni azdırmana karşılık senin kullarının önüne arkasına sağına ve soluna oturacağım, onları saptıracağım. Onların sana karşı çoğunu şükredici bulmayacaksın. Ama diyor ihlasa erdirdiğin kulların müstesna üzerine Allah mührü vurdurduğuna ve lakap verdiğine ben asla dokunamam diyor, dokunamıyor. Dokunabilseydi yeryüzünde ilk öldürebileceği, eziyet edeceği adam ben olurdum. Peki, Allah ne diyor şimdi bırakalım, şeytan böyle dedi. Allah ne diyor? La İlahe İllallah diyen, benim kalemi sığınır diyor. Kaleye sığındığınız zaman şeytan size nasıl dokunsun, birincisi buİkincisi ve en önemlisi Kuran ayeti olarak diyor ki; “Allah’ımız, korkacaksanız yalnız benden korkun, diyor.” Bu kadar basit mi e bitti. Allah vaadinden vazgeçer mi? Sözünden vazgeçer mi? Geçmez. İşte ortada,  Allah söylüyor ben değil ki, ayet okuyun, Kuran okuyun, geçin o yanlış düşünceleri gelin sevgiye, merhamete, yayabildiğiniz kadar bu zikri yayın. Nuh as. gibi 950 yıl ömrünüz olsa, 950 yıl secdede kalsanız, bir insana zikir verip onu Allah’ın yoluna sokmanın sevabını vallahi de billahi de alamazsınız. Alsanız dahi bu cennette onla eşitlediğiniz zaman siz zarardasınız o kardadır. Ben namaz kılmıyorum e kılma, bir gün gelecek mecbur kılacaksın. Âmâ neden eziyetle değil, korkuyla değil, sevgi yüzünden, Allah’ın sana verdiği lütuflar yüzünden utanacaksın öyle kılacaksın namazı. Ben oruç tutamazdım, benim nefsim iblisti, bir gün oruç tuttum öğretmen okulunda komaya girdim bayıldım. Yıllarca oruç tutamadım, bu zikre girdim, bir Ramazan gününde bir yaz gününde, yine sıcakların başladığında, Rabbim dedim işim zor. Öğrettiler: Allah’ım orucumu kolay ve mübarek kıl dedim. On sekiz saat oruç tutuyorum on sekiz kere aklıma gelmiyor. Bakın şifreye bakın, Allah’ım orucumu kolay ve mübarek kıl, bu kadar mı inan niyet et, arkasından bunu söyle, on sekiz saatlik orucunda on sekiz kere aklına gelmiyor. Öylemi peki nerden kaynaklanıyor, ne diyor, Kuranda Rabbimiz; “Dua edin duanıza icabet edeyim diyor.” Biz Rabbimden ne istiyoruz, El este verip, kalemin yazıp bitirdiği parayı istiyoruz dünyalığı, kaderimizin değişmesini istiyoruz. Ruhumuzun en üst makamda makam tutmasını istiyoruz. Bunlar geçti, biz ne istemeliyiz Rabbimden, ibadet ederken kendisinden ibadetimizi kolaylaştırmasını isteyelim. Namaz kılmak zor mu geliyor, diyelim ki romatizmal ağrıların var, çok şişmansın ya da herhangi bir rahatsızlığın var, namaz kılmaya zorluk çekiyorsun. Rabbim senin yönünde ibadet edememekten, utanıyorum, bana namazımı kolay kıl deyin. Vallahi kırk yıllık romatizma ağrılarını unutursun namaz kılarken. Siz uzun lafı kısası Allah’ı sevin, o zati sizi seviyor. Allahtan kendisine kulluk yaparken Resule ümmet olmak için kolaylık isteyin, anında geliyor. Şeyhinle rabıta kurmana gerek yok. Dua edeceğin zaman Allah’ım ve Resulüm birde öğretmeninizin ismini söyleyin, saniye geçmeden karşınızda. Tarikat ve cemaat ehli diyor ki Allah’ın Resulünü kimse tasvir edemez, eyvallah. Çünkü onda Allah’ın nuru olduğu için. Ali kardeşim başka görür, cemal kardeşim başka görür, vesena başka görür, mutmain başka görür, Aysel başka görür, ama doğru görür. Doğrusu ne biliyor musunuz tarikat ve cemaatlerden ayıran bizi yine melekler oluyor. Tarikat ve cemaatlerde kalan kardeşlerimiz, bir sakallı cübbeli sarıklı birini görünce, aha Peygamberi gördüm diyorlar yanlış. Ezan okunuyor, Rabbim beni bağışlasın cümlemi bitireyim. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ıma hamd olsun. Davet edene salat selam olsun, davete uyanlara Allah’ın ve Resulünün selamı bol olsun.

Biraz önce neler dedik, korkacaksınız yalnız benden korkun. Allah aşkına şu korkularınızı atın artık. Allah’ın sevdiği ve korudu bir kula yeryüzünde bilinen ya da bilinmeyen âlemlerden yemin ediyorum hiç kimse ama hiç kimse zarar veremez. Verecek olsalardı beni yok ederlerdi. Bu konu kapandı. Gelelim ne olacak halinize, nefsinizi gördünüz, ruhunuzu gördünüz, Rabbim sizi kulu olarak kabul etti, Sıddıklık verdi. Kulum diye kabullendi, mührünü vurdu. Arkasından isminizi verdi. Siz, on iki gün ile ilk zikre girdiğiniz de, kırk gün arasında bir ev göreceksiniz. Tek katlı yerler çimen, dubleks, tiripleks, ya da inşaat halinde, sol tarafı çam ağaçlarına benziyor, hurma ağaçlarına benzeyen, bir hafif yokuş tepe burada ağaçlar var. Cennette diyor ki, altından ırmaklar akar. Altın madeninden değil, alt tarafından ırmak akıyor, bembeyaz pırıl pırıl bu sizin cennetteki ilk zikre girdiğinizde on günlük, yirmi günlük, bir aylık, kırk günlük zikrinizin karşılığında Allah’ın size verdiği, cennetteki evinizdir. Zikriniz on seneyi geçinde eviniz daha büyük oluyor. On yedi sene sonra daha büyük oluyor. Öyle büyük oluyor ki Allah’ın size verdiği evin, bahçenin sınırı yok. Cennette bir sürü yerler göreceksiniz. Neyi merak ediyorsunuz onu gösteriyor Rabbim. Yatak odasını mı merak ediyorsunuz onu gösterir. Bahçeni mi görmek istiyorsun, onu gösterir, huriyi mi görmek istiyorsun, huriyi gösterirler. Vildan gılmanlarımı görmek istiyorsun, onu gösterirler. Cennette ibadet yok, sizin yerinize ibadet eden ağaçlarımı görmek istiyorsunuz, Allah derken ya da La ilahe İllallah derken ağaçlarla kuşların Davud ve Süleyman As. da olduğu gibi zikrini de gösterirler size, şelaleleri gösterirler, kuşları gösterirler, yediğiniz meyveleri gösterirler. Bunlar hep olacak şeyler, ilk önce göreceğiniz cennetteki eviniz, sonrada zikirde ilerlediğiniz zamanda Kâbe önünüze gelecek. Sonra Kâbe’yi yukardan tavaf edeceksiniz. Neden yukardan tavaf ediyorsunuz aşağıdan yapmıyorsunuz, kulların size değmesini, makamınız yükselmiş, sizi melekler gibi arşta tavaf ettiriyor, aşağıda değil. Murad ettiğiniz bir şey önünüze gelebilecek. Bir konu görüyorsunuz rüyanızda, üç gün sonra gerçekleşiyor. Ne yapmanız gerektiği öğretiliyor. Şeriat üzerine, tarikat üzerine, marifet üzerine Rabbe bir soru soruyorsunuz cevabı hemen veriliyor. Bazıları diyorlar ki Allah bize cevap verir mi? Ee kardeşim Kuranda Allah demiyor mu; “İşitirim ve işittiririm diye.” Artık bilin, belli bir zamandan sonra, Kuran sizin içinizde, siz Kuran’ın içindesiniz.

Daha sonra en güzel olaylardan bir tanesi kalp zikri başlıyor. Televizyonda Kuran okunuyor, hiç bilmiyorsunuz Arapçayı, Kuranı okuyan oradan daha bitirmeden burası (kalp)söylüyor. Namazda sureleri okuyorsunuz o sizle okuyor, niyet ediyorsunuz sizle niyet ediyor. En güzel tarafı kalp zikri? Marifette buna da ulaşıyorsunuz. Daha sonra evliyalardan ders alma bittiğinde Şeb-i aruz başlıyor. İster erkek olun, ister kız kardeşimiz olun, kırmızı kaftanlı, üzeri dünyada hiçbir sanatkârın çizemeyeceği kadar altınlarla süslü bir elbiseli, bir gelin görürsünüz. Başında fes, üstünde krep, krep dahi altınla işçilik, işte Şeb-i aruzunuz başlamak üzeredir, hazır olun. Arkasından tahta eski köy masaların, sandalyelerin olduğu, bir alan görüyorsunuz. Düğün başlayacak ama ne çalgıcı var, ne oynayan. Artık Resulden ders alma zamanınız gelmiş Şeb-i aruz. O ana kadar bütün derslerinizde ki öğretmenleriniz evliyalar ve melekler idi. Şeb-i aruzda tek öğretmeniniz var. Ne melek girer araya, ne evliya. Evliyaların hepsi gelirler, sizin hakkınızda derler ki; Rabbim biz görevimizi tamamladık. Ey Allah’ın Resulü ümmetinden işte falanca kardeşimizin bizden eğitimi başladı, bundan sonra eğitimi sanadır. Biz bu kardeşimizin mümin olduğuna kefiliz der Hz. Resulden ders başlar. Hz. Resul Allah kız babasıdır, ister erkek olun, ister kız olun, mutlaka bir gelin göreceksiniz, o bir simgedir. Artık Peygamberdir sizin öğretmeniniz meleklerde girmez araya evliyalarda. Resul Allahtan ders alma bittiğinde, Mevlana’dan çok sık duyduğunuz gerdek gecesi, birle bir olma, vahdedi vücut, Allah’ı görme gibi isimler altında neler olduğunu o zaman anlayacaksınız. Resul Allah tutuyor sizin elinizden, Rabbe götürüyor. Bakın siz kendiniz gidemiyorsunuz. Peygambere gelinceye kadar evliyalar tutup elinizden getiriyor. Allah’a gideceğiniz zaman Resul götürüyor.

Resul de diyor ki; Ya Rabbim Âlemlerin Rabbi olan Allah’ım bu ümmetin sana sevgili ve layık bir kul oldu. Lütfen kabul buyur diyor. Allah sizi sevgilisi olarak kabul ediyor. İşte orada bir şey yaşayacaksınız hayret etmeyin. Vahdedi vücut, vuslat, birle bir olma, gerdek gecesi, sevgiliye kavuşma, adı ne olursa olsun Rabbin cemalini göreceksiniz. Rabbin size cemalini kendi kılığınızda gösterecek. Öyle bir sır ki, iki kişi oluyorsunuz. Buradan bakıyorsunuz buradakini görüyorsunuz aynı anda buradan bakıp burayı görüyorsunuz. Siz kendi gözünüzden Rabbinizi, Rabbin gözünden kendinizi görüyorsunuz. Rabbiniz burada size bir Mehir veriyor. Sizi sevgili olarak kabul ettiği zaman, size iki şeyden birini mutlaka verecek. Ya ev verecek ya da araba bunlarda bir sembol. Bildiğiniz anlamda ev ya da araba vermiyor. Ev verirse sizi saklı evliyalardan saklı veli kullarından kabul ediyor. Siz kimseye artık bir şey anlatamazsınız oturur Allah’ı zikredersiniz. Yok, araba verdiyse Allah’ı sevmeyi nasıl öğrendiyseniz insanlara Allah’ı sevmeyi öğretiniz mesajıdır. Marifet bitince tekrar hakikat makamında çocuk olarak başlıyorsunuz. Marifetin şeriatını öğrendiniz, bu sefer hakikatin şeriatını öğrenmeye başlıyorsunuz. Bu kaç yıl sürer, ne kadar sürer bilmiyorum. Onları yaşayıp ta göreceğiz. Marifeti bitirince Allah size on üç bin meleğini tamamlamış oluyor. Kuranda her ayet 6666 ayet ya da daha fazla 6600’ün üzerinde ayet var. Her ayeti iki melek koruduğu için toplamı on üç bin melek yapar.13 bin melek, 13 tanede binbaşı emrinizdedir o yüzden insanlara asla beddua etmeyiniz, kökünü kurutursunuz. Ayarı bulamazsınız, zararda görürsünüz. Melekler emirsiz iş yapmazlar. Kuranda geriye kalan 13 bin Müslüman cinli size hakikat makamında pey der pey verilir. Selçuklu mezar taşlarına baktığınızda, on üç tane kuşkanadının tüylerinden görürsünüz, resim olarak. Onlar yaşadığı devirde, 13 bin meleğe sahip olmuş kişilerdir. Yani zikir ehlileridir. Osmanlıda bu yok, hakikati bitirince, veliyullah Allah’ın sevgili kulu oluyorsunuz.

Artık kerametler başlar, aslında keramet o kadar önemli değil, kerameti ortaya çıkartan Rabbim, size önceden gösterir, bir şey istersiniz anında gerçekleştirilir. İnanın kendinize mahal etmeyin, evliya olsanız dahi, altını çiziyorum. Bakın övünmüyoruz, bir poşet, Hızır As. bize düğün hediyesi göndermiş, mandalinada mutlaka keramet vardır diye biz yuttuk, bir şey yok, normal mandalina imiş, asıl poşetteymiş keramet. Siz kendiniz gördünüz kokladınız poşet kokar mı? e kokuyor. Bu Allah’ın bir lütfu, evliğimizi kutsamış. Sizlere de bir şey anlatıyor bir mesaj, ne anlatıyor, biz sevdiğimizi koruruz diyor.  Siz o kadar sevgilisiniz ki, Allah’a şuraya gelmek için, eşinizi, işinizi, aşınızı, ailenizi, çocuklarınızı, kardeşlerinizi bırakıp geldiniz buraya. Her adımınızda milyon sevap aldınız. Her dinlediğinizde ruhunuz gelişti, bugün hepiniz meyvelerle doldunuz. Bunun böyle olacağını Rabbim zaten gösterdi kardeşlerimize. Bu dünyada, sağlıkçı kardeşlerim yardımcı olun, neydi o bunama hastalığı alzheimer, parkinson, tansiyon gibi bunaltıcı, düşünceyi yok edici, davranış bozukları yapacak hastalıkların hiçbirine malif olamazsınız. Rabbim sizden alır, unutkanlık, geri zekâlılık, kendini bilememe asla olmaz. Çünkü Allah kendini zikreden kullara bunları vermez. Yaşadığınız her gün her geceniz kadir, her gündüzünüz bayram olur. Bunu unutmayın, bize niye bu kadar az ibadete çok sevap veriyor demeyin. Veren zengin, âlemleri yaratan Allah, az sizleri ilgilendiriyor, beni ilgilendiriyor, sayı beni ilgilendiriyor, onu ilgilendirmiyor. O sizin gayretinize bakıyor.

Bize bildirdi dedi ki; gayret senden, hikmet benden, şükür sizden, himmet onlardan dedi. Sevgili Peygamber efendimizi, diğer Peygamberleri, şehitleri ve melekleri gösterdi, işte bu kadar basit. Toplayacak olursam, 47 yaşında zikre başladım.13 -14 yıldır zikirdeyim. Rabbimin bana verdiği lütufları, şükretmeyi bırakın, ben bıraktım. Hatırlamaktan acizim, ama ben Allah’a şükretmiyor muyum ediyorum.  Ne diyorum;Allah’ım  verdiğin nimetlerini hatırlamaktan, sana hamd etmekten acizim. Az olanı çok, eksik olanı tamam, yanlış olanları doğru kabul eyle. Katından bize bolca lütufta bulun diyorum. Allah’ım bizi seni zikreden kardeşlerimizi öğretmenlerimizi bağışla koru işlerini ve hallerini güzel eyle diyoruz. Sorularınıza geleceğim ama önce bir dua edeyim, Rabbime, bana verdiği bu lütuflar yüzünden; Âlemlerin Rabbi olan Allah’ıma hamdolsun, hamdolsun âlemlerin rabbi olan Allahı’ma, salat selam olsun şanlı Peygamberime, ehlibeytine yüce ailesine, ashabına Salih kullarına, Hızır aleyisselam ve sevdiği evliyalara, himmet eden sultanlara, ders veren hocalarımıza, onlarında hocalarına, geçmişte yaptığımız dua ettiğimiz bütün âlemlere, yaşamışlara ve yaşayacak olanlara ve tüm üveysler’in üzerine olsun ta ezelden kıyamete kadar, her geceniz kadir, her gündüzünüz bayram olsun. Ardınızdan gelenler çok olsun, hem bu dünyada hem ahirette, Resule ve sevdiklerinize arkadaş olasınız. Allah her hayırlı duanızı, kabul buyursun. Rabbim size bu dünyada, sıkıntı üzüntü göstertmesin. Verdiği her imtihanı kolaylıkla sabreden kullarından eylesin. Allah sizleri iki cihanda aziz eylesin, âmin.

Şimdi sormak istediğiniz ne soru varsa, eski düşünceleri bırakın şeyhlere bir şey sorulmaz ben şeyh değilim. Hiç birinizde şeyh olmasın istemiyorum ve hiç biriniz de şeyh olamayacaksınız. Ama her biriniz sabukünsünüz, her biriniz Adn cennetinin sahiplerisiniz, yedinci katın sahiplerisiniz, her biriniz öğretmensiniz bununla şereflendirildiniz, Hz. Resul Allah’ın yeryüzünde varislerisiniz, öğretmenlerisiniz, ders verenlerisiniz, hep böyle olun, hep böyle kalın. Allah size ne lütufta bulunursa bulunsun, hep şükredici olun, asla övünmeyin. O yüzden şanlı Peygamber efendimiz diyor ki bir hadisinde; ben bütün Peygamberlerin Peygamberiyim, yani eleste Peygamberlik dağıtılırken ruhlara, onlara peygamberlik dersi veren ilk öğretmen o, ama dünyaya gönderilen en son Peygamber de o, ne diyor, ben bütün Peygamberlerin Peygamberiyim lakin bununla övünmem, sizde övünmeyin. İnsanlara Allah’ı Resulü sevmenin ne kadar kolay olduğunu öğretin. Şimdi ne sorunuz varsa sorun bakalım, çekinmeden buyurun;

Üveys kardeşimizin sorusu; Hocam ben cahilim, yani bu konularda hiçbir bilgim yok, nereden başlıyayım bana bu konuda yol göstermenizi istiyorum.
Muharrem hoca; Şimdi sitemizde, Veysel karane.com.tr de var. Kitapçık kimde varsa kardeşimize versin. Zikir nasıl yapılır sessiz olacaksın, bir gruba, sesli olmak için başka insanlara ihtiyacın yok bir gecenin karanlığında, bir gündüzün aydınlığında önce abdest alıyorsun, sizlerden özür diliyorum özel hallerinizde bile abdest alın, Kuran okuyamazsınız, namaz kılamazsınız ama zikredersiniz. Derseniz ki bize o Allah’ın kelamı değil mi doğru La İlahe İllallah’ı” bize kim öğretti Rabbim, Peygamberler vasıtasıyla, o onun bize kelamı, Allah her şeyi çift yarattım diyor. Bu ise bizden Allaha giden kelam, ikisi bir olur bu birini Âlemlerin rabbi söylüyor Resul söylüyor. Birini biz söylüyoruz. O yüzden o kirlilik bedenindir, ruhun değil. Hiç bırakmıyorsunuz, sabah güneş doğunca, akşam güneş battıktan sonra. Abdest alıyorsunuz, tövbe estağfurullah 100 tane, en az 132 tane Salatı şerife, Salat-ı Şerife’den sonra sır başlıyor 11 ihlas bir Fatiha okuyoruz, diyoruz ki Salat-ı Şerife’den sonra Allah’ım okuduğum bu Salat-ı Şerifeleri, okuduğum bu surelerin sevabını şanlı Peygamber efendime, ehlibeytine yüce ailesine, ashabına, Salih kullarına, Hızır aleyisselama ve sevdiği evliyalara, himmet eden sultanlara ders veren hocalarımıza, onlarında hocalarına ve bütün üveslere hediye ettim diyorsunuz, bağışlama diyemezsiniz. Bağış yok. Hediye ettikten sonra bir Eüzü besleme çekiyorsunuz, devamlı uyuyuncaya kadar geceyse, gündüz işe gittin, evde yemek yapıyorsun, ortalık temizliyorsun ya da ne biliyim bir yerde çalışıyorsunuz boş kaldığınızda “La İlahe İllallah” deyin. Diyelim ki abdest bozuldu bakın marifet ne kolaylık sağlıyor, abdest bozuldu abdest alma imkânınız yok bilhassa kız kardeşlerimiz eliniz ayağınız açık, abdest alamazsınız, niyet edin. Ameller niyete göredir, niyet ettim Allah rızası için abdest almaya deyip zikre devam edin, evinize vardığınız zaman abdest alın, o geçen boşluğu geçirmeyin, işte en güzel zikir orada oluyor. Allah’la ilişkinizi koparmayın.
Üveys kardeşimizin sorusu: Sayı sınırı yok diymi hocam?
Muharrem hoca:  Bir tek tövbenin var. Çünkü Kuranda 70 kere geçiyor, Resul Allah onu 100 kere yapıyormuş, ya 70 olacak ya da 100. Ay ben 71 yaptım yeni baştan başladım, hayır başlamayın, ameller niyete göredir. Sen 70 yapmaya mı niyet ettin 70 sayıyor Rabbim, 100’mü düşündün yüz sayıyor. Tamam, tespih çekerken unuttun önemli değil. Öyle bağnaz, öyle sıkıcı, kurallarına sıkı sıkı bağlı bir din, yol değil ki bu, amacın Allah’ı zikretmek, Resulü sevdiğini söylemek, işte bunu yapın.

Üveys kardeşimizin sorusu: Hocam ben her zaman için başlamak istediğim ama bir şey yüzünden yetişememekten korktum.

Muharrem Hoca: Kızım hiç alakası yok, o senin nefsinin, nefsin yapmanı istemiyor. Sana bir sürü tuzak kuruyor. Bırak o vesveseyi yürü, zikri bir yap, inan hayatın o kadar güzelleşiyor ki, öyle bir huzur buluyorsun ki, zikri yapıp ta Allah aşkına kime sorarsan burada zikri yapanlara, huzurun var mı diye, huzursuz hiçbir Allah’ın kulu yok. Doğru yolda olduğunu Allah’ın sevgilisi olduğunu unutma. Bir kardeşim bir şey söyleyecek galiba buyurun.

Üveys kardeşimizin yaşadığı: Hocam bundan önceki hayatımla bundan sonraki hayatımı ikiye böldüm, herkesi çok seviyorum, evde kayınvalidem var, göğsümü yarıp içine koyasım var, öyle seviyorum. Eskiden şeytan bana vesvese veriyordu, çamaşır asıyorum bana onu kötü gösteriyor. Ama şimdi şuramı(kalbimi) açıp kayınvalidemi oraya oturtasım var. Seni seviyorum dedim kucakladım, böyle bir şey oluyor. Artık bundan önceki hayat, bundan sonraki hayat oldu, kocamı seviyorum, kayınvalidemi seviyorum, bütün bana kötü olan iş yerindeki arkadaşlarımı da seviyorum, bana eziyet edeni de seviyorum herkes bana güzel.

Muharrem hoca: Allah razı olsun şimdi manevi kokuyu alıyor musunuz, alamıyorum diyen varsa şurada yoğunlukta buraya kadar bir gelsin koklasın. Bu size Allah’ın bir lütfu hediyesi.

Kamil insan üveysimiz: Hocam Fatma arkadaşımız anlatsın size yaşadığını araba bozulmuş arabaya binmeye niyetleniyorlar.

Fatma üveysimizin yaşadığı: Evet, bir saate yakın tekerlekle uğraştık, kriko da bozuldu. Sonra başka komşulardan istedik falan.

Muharrem hoca: Gitmenizi istememişler. Bizi de öyle  buz tutturdular. Bizi de geri döndürdüler bizde geldik, burada olmamız gerekiyormuş. Zaten rüyada da gösterildi. Hadi bakalım sorularınız bekliyorum, başka nerede kaldık, evet söyleyin.

Oğuzhan üveysimizin sorusu: Hocam sabah akşam zikri yaptık ya, gün içersin de devam ederken, daha çok salavat mı çekmemiz lazım, tevhit mi? Bakın daha çok salavat çekerseniz ilk başlarda ilk yıllarda Allah’ın Resulünün size yardımı gelir daha kolay yol alırsınız.

Oğuzhan üveysimizin sorusu: Peki hediyemizi hemen mi göndermemiz lazım?
Muharrem hoca: Yok tevhide geçeceğin zaman hediyeni yolla. Mesela 100 tane çektin, bir işe daldın, bir saat sonra aklına geldi, bir daha salavat çekiyorsun orada 11 ihlas okumana gerek yok.

Oğuzhan üveysimizin sorusu: Mesela salavat çekiyorum hasta geliyor benim, hastayı alıyorum. Hediyemi edemiyorum.

Muharrem hoca: Tamam yapma, sonra yap onu fark etmez.

Oğuzhan üveysimizin sorusu: Gece yatmadan toptan yapsam olur mu?.
Muharrem hoca: Olur tabi.

Kamil insan üveysimiz: Hocam birçok insan söylemeye çekiniyor ama hediye etmiyor.

Muharrem hoca: Hediyesiz olmaz, bakın bu neye benzer, kargoya geldiniz postaneye birine hediye olsun diye, hediye gönderiyorsunuz adresi yazmıyorsunuz. O hediye yerine gider mi, hediye ettim diyeceksiniz bu kadar. Neden hediye ettik onu daha önce açtık bir daha anlatalım. Bağış zenginin fakire vermesidir. Bağış üstekinin alttakine vermesidir. Kim ki Resulden üstün olsun ki Resule bağış etsin. Kim Resulden daha zengin olsun ki ona bağış etsin, o yüzden hediye. Şanlı Peygamber efendimiz hediyeleşin diyor. Bakın burada hediyelerle karşılandığınız kokularla karşılandınız Kevser’i aldınız içinize sevinç geldi.

Üveys kardeşimizin sorusu:  Vesveselerimiz olacak diymi hocam?

Muharrem hoca: Olacak ben 13 senedir zikirdeyim hala anlatıyor. Bana diyor ki, ya diyor bir sarık tak, bir cübbe giy, şu suyun büyüğüne gerek yok, şu 35 litrelik 35’lik suyu ulan diyor senden başka dünyada veren yok, salaksın yiyecek ekmeğin yok, bunun bir şişesini on bin dolara kakala millete diyor. Ben sana yardım ederim diyor. Günde diyor 10 kişiye verirsin, yüz bin dolar para alırsın diyor. Sizin vesveseleriniz ne olacak hikâye, namazı işte on dakika sonra kıl, yarım saat sonra kıl, onu yapma, bunu yapma, ufak basit anlattım, beni ise helak etmek için tuzaklar kuruyor. Kuran ne diyor; Bu Allah’ın lütfumu lütfu, veyl o kimselere, tü yazıklar olsun o kimselere ki benim ilmimi az pahaya satıyorlar. Bakın şimdi şeytan ne diyor, ulan diyor az pahamı on bin dolar az mı diyor. Veyl ‘in anlamını biliyor musunuz? Siccinden sonra cehennemdeki en büyük ateş vadisidir veyl, Allah’ın ilmini para karşılığı satan insanların gideceği yerdir veyl. Biz parayla hiç bir şey görmedik. Kimse bize aferin desin diye bu işe girmedik. Hiç bir şekilde muharrem hoca şöyle, beni bu çocuk dahi geçer takvada agah olun. Hepiniz geçebilirsiniz takva da. Bir tek beni sevabın bolluğunda geçemezsiniz. Neden mi çünkü hepinizin yaptığı zikirlerin sevaplarını Rabbül âlemin bana da veriyor. Takvada beni beş yaşındaki çocuk da geçer, yetmiş beş yaşındaki insanda geçer. Övünecek bir şeyim yok ama size övünecek, kendisiyle övüneceğiniz, âlemlere rahmet olmuş her Peygamber, bir kavme gönderilmiş, bütün kavimlere gönderilmiş Peygamber efendimize sevgili olma yolunu öğretiyorum. Başka bir hünerim yok. Sizlerin de olmasın, ben öldükten sonra derse ki birisi Muharrem hoca öldükten sonra şeyhliği bana verdi, Allah aşkına onu eşek sudan gelinceye kadar dövün. Günahı varsa benim olsun, sevabı varsa ki var sizin olsun.  Şeyhlik yolu kapandı. Herkes öğretmen, herkes hoca, bunun tadını çıkarın. Herkes kendi öğrencisinden sorumlu, Allah’a karşı bu kadar basit, ona zikir verdiğiniz, onun yetişmesine yardımcı olun. Onu hoş görüyle dinleyin, eksikliğini tamamlayın, güzel taraflarını övün yapacağınız bu kadar basit, yanlışı varsa  düzelt, eksiği varsa tamamla, güzel yapıyorsa sen ne güzel yapıyorsun de geç. Bu kadar mı, bu kadar. Hepinizden Allah razı olsun. Geldiniz gönlümüzü şad ettiniz, ne kadar sevinsek ne kadar mutlu olsak az. Bugün bu kokuların buraya inmesi, meleklerin buraya sevgiyle yaklaşması, hep onların hediyesi, Hızır As. Kaderi bildiği için, sizlere de hediyesi olarak kendi kokusundan verdi.13 senedir zikirdeyim vallahide billahi de Hızır aleyisselamla defalarca görüştüm hiçbir zaman için bu kokuyu vermedi. Burada elhamdülillah vermesinin, poşetinin kokmasının anlamı hepinize birden verdiği için. Ya muharrem hoca kokuyor, vallahi muharrem hoca kokmuyor. Muharrem hoca koksa hava güzel sıcak olsa ter kokar, sigara kokar.

 


2018 © VeyselKarane | veyselkarane.com | All rights of the site are registered in the name of "Muharrem Karabay" .