"The books "ASKI UVEYSI" will be the first to change the World!"

Animated Sidenav Example

Click on the element below to open the side navigation menu.

☰ open

TV PROGRAMS





Bu video 2877 kez izlendi.

 

İSLAMDA EN BÜYÜK CİHAD NEFİSLE OLAN MÜCADELEDİR

 

Gülbeyaz Öğretmen: Clubtürk Tv ekranlarından selamlar. Üveyslik yolu aşkın yolu programımıza hoş geldiniz. Dünkü programımızda çok önemli bir konudan bahsettik. Dünyadan önceki hayatımızdan ruhlar âleminden, Elest Bezminden. Çok sorular geldi. Teşekkür ederiz ilginize. Marifetin yazarı, üveyslerin öğretmeni Muharrem Karabay, Elest ile ilgili sorularınızı cevaplandırmaya devam ediyor. Dopdolu üveyslik yolu aşkın yolu programı başlıyor. Hoş geldiniz.

Muharrem Karabay: Her geceniz kadir, her gündüzünüz bayram olsun. Allah’ın Resul’ünün selam ve bereketi üzerinize olsun. Bizlerin de selam ve dualar üzerinizde baki olsun inşallah. Buyurun.

Gülbeyaz Öğretmen: Elest konusu çok ilgi çekti.

Muharrem Karabay: Sevindim, çünkü insanların bakış açılarına, hayallerine bile gelmeyen bir konudan bahsettik. İnsanların mutlaka bu konuştuklarımızı hatta mümkünse bizim bu programımızı bir iki kere daha izlesinler. Kendilerine soru sorsunlar, anlayamadıkları yerler varsa hala bize müracaat etsinler. Elimizden geldiğince cevaplandırmaya çalışırız inşallah.

Gülbeyaz Öğretmen: Gelen sorulardan vaktimizin yeterli olacağı şekilde bir derleme yaptık. Tabii sorulara devam edeceğiz, cevaplamaya devam edeceğiz. “Elestti bi Rabbiküm” sorusuna “evet” diyen herkes üveys mi olacak? Yoksa sadece Müslüman olarak mı kalacaklar?

Muharrem Karabay: Müslümanların içeresinde değil mi üveysler de? Burada bakın, o derste anlattığımız gibi “evet, sen bizim rabbimizsin” diyenler bunu ilk söyleyen peygambere ümmet oldular, Müslüman oldular. Müslümanların gideceği yer neresi? İman üzere amelleri varsa ve şükür, tefekkürleri de varsa bir de üstlerine zikirleri de varsa inşallah cennet ehli olacaklardır. Yani sadece Elestte biz üveysler “evet” demedik. Bütün Müslümanlar, bütün mümin olarak ve mümine olarak seçilen kardeşlerimiz de “evet” dediler.

Gülbeyaz Öğretmen: Zikre başladım. Zikre girene kadar çok günah işledik. Zaman zaman yoldan çıktık. Niye en baştan iyi kul olamadık? Rabbim doğru yolu bulup bulamayacağımızı mı imtihan etti?

Muharrem Karabay: Kardeşimiz güzel soru sormuş kısmen de kendisi sorusunun cevabını vermiş. Burada algılamakta zorluk çektiği yer: nefstir. Elestte nefs yoktu. Bizim aklımızı çeldirecek, kaydıracak, iş, eylem hiçbir şey yoktu. Hatta nefs yoktu, iblis yoktu. Biz sadece akılla bulduk, aklını kullananlar buldu. Kullanmayanlar bunun dışındadır. Ama bu dünyaya geldiğimizde bize çeldirici olarak nefs var, iblis var, günlük yaşantımız, sosyal yaşantının içerisinde iş, aşk, eş dertlerimiz var, çocukların eğitim dertlerimiz var, çocuklarımızla ilgili sorunlarımız var. İşte bu zorluklar içinde kaynıyoruz. Bakın, Elestte dert üstü murad üstü hayat, bu dünyada ise imtihanlarla, sıkıntılarla, meşakkatle geçen bir hayat var. İkisini de Allah çift yarattım dediği için Elestte en güzelini, bu dünyayı da imtihan alanı olarak vermiş. Bu imtihan alanlarında biz takılıp kaldığımızda günlük yaşantımız içerisinde hep imtihanlarla boğuştuğumuzda Kuran’ın emri “oku” yu anlamadığımızda, okumadığımızda, tefekkür etmediğimizde Rabbi düşünmekte zorluk çekeriz. Ama bu kardeşimizin Allah zikrini daim etsin, zikre başlamış, geçmişte hepimizin hataları var, günahları var. Bunu birkaç şekilde açabiliriz: Kuran’da Rabbim “eğer siz hiç günah işlemeyen bir kavim olsaydınız sizi helak ederdim, yok ederdim, yerinize başka kavim getirirdim” diyor. Eğer biz Rabbe hata yapmayacak kullardan olsaydık hatta günah işlemeyen kullardan olsaydık niye tövbe edelim? Peki, Mevlana’nın bir kıssasını anlatmam için izin versinler: Mevlana’ya dervişin birisi oğlunu getirmiş 13–15 yaşında. Sultanım demiş bu hiç bir kötü ahlakı, huyu, konuşması yok. Sana bunu derviş olarak getirdim kabul buyur dediğinde: “git onu şehrin en küfürbaz insanına teslim et, bana bir yıl sonra getir” diyor. Derviş hiçbir şey anlamıyor ama emre uyuyor. Şehrin en küfürbaz insanına çocuğunu teslim ediyor. Bir yıl sonra getirdiğinde merakı artınca Mevlana diyor ki: “şimdi tövbeyi nasuh bir şekilde yapması için bir sebebi var.” Tövbeyi dille de yapabiliriz, yürekten de yapabiliriz. Gönül yaşlarıyla yapabiliriz. Allah’a acizliğimizi göstereceğiz, o bir yaratan. Biz yaratılmışız. Aradaki farkı anlayacağız. O’na yöneleceğiz. Bağışlamasını isteyeceğiz. İşte o zaman Rabbin “Tevvab” ismi parlıyor. Evet, parlak da bize yansıması düzgün değildi günah işlediğimiz için. Daha da öteye geçelim Rahman ismi Rahim ismi Er-Rahim ismi Gaffur ismi Zülcelal vel ikram ismi bunlar da parlayacak. Bunlar da gönül aynamız bizim. Allah’ın 99 ismi bizim ruhumuzda birer gönül aynasıdır o. İşte bu yüzden günah işledik. Ama “hocam öyle bir anlatıyorsun ki sanki günah işlemekten hoşlanıyormuşuz gibi bir hal ortaya çıkıyor” hiç de öyle değil. Dünde günahlarım çok diye o kadar çok ağladım o kadar çok yalvardım ki Rabbime. Marifeti bitirip hakikat makamına geçtiğimde öğrendim ki; Rab, marifette kulunu bağışlıyormuş. Hakikat makamında ise geçmişteki temizlediği günahlarını sevap olarak veriyor. Allah’ın şu güzel merhametli, cömert haline bakar mısınız? Günahları bile çevirip sevap olarak size veriyor. Böyle Allah sevilmez mi? Neden Allah’a kulluğumu göstermeyeyim? Neden Allah’a sevgimi göstermeyeyim daha? Bu ne kadar sürecek, nereye kadar böyle gideceksiniz? Daha zamanım var. Kimin zamanı var? Rabb ’den kastediyorsan O’nun zamanı çok ama sizin ve benim gerçekten o kadar zamanımız var mı? Neden bunu yarına bırakıyoruz? Şimdi hemen başlayalım. Sabaha kimin çıkacağını Allah’tan başka bilen yok ki. İyi ki günah işlemişim anlamı çıkmasın ama biz yaradılış olarak aceleci yaratıldık ve bize Elestte olmayan bir varlık kondu içimize. Nefs. Şanlı Peygamberimiz (sav) en büyük cihadın son nefese kadar nefsle olacağını anlatıyor. “Cihad-ı Ekber” diyor. “Büyük cihad” diyor. İşte bizi bu dünyada hatalara sevk ettiren nefsimiz ve iblistir. Akıl da bunlara uyduktan sonra insanın yoldan çıkmamasına imkân yok. İşte kul Allah’ı sevmeye yöneldiğinde aklın hakemliği çıkıyor orta yerden. Nefsin etkisi azaltılıyor. Kul sabah- akşam Rabbini andığında, zikrettiğinde Rabbi onun nefsinin ezilmesi için ruhunun da yücelmesi için her türlü yardımı yapıyor. Nefsi koyan içimize O. Kul kendisine sevgiyle yolculuk yapmaya başladığında nefsini ezen yine O. Diyoruz ya böyle Allah sevilmez mi? Allah’ı sevmek için o kadar o kadar o kadar çok sebebimiz var ki. Kuran’da anlatıldığı gibi biraz düşünebilsek ne güzel olur.

Gülbeyaz Öğretmen: Üveys zikri verdiğimiz ve kabul etmeyenler Elestte “hayır” mı dediler?

Muharrem Karabay: Buradan iki anlam çıkıyor. Direkt bunları ötelemek doğru değil yani geriye atmak doğru değil. Birincisi: onun zamanı gelmemiştir. Nasıl ki; biz sağlık ocağına gittiğimizde ya da markette sıraya geçtiğimizde sıra size gelmeden önce kimse içeri almıyorsa o kişinin de Rabbin huzuruna gelmesi için Rabbin belirlemiş olduğu kader ve kazasında belirlemiş olduğu bir tarih, zaman, saat var. O gün içeri alabilir ya da Allah korusun o Elestte “sen bizim rabbimiz değilsin” diyenlerdendir. Belki de Rabbi onu kendi evinde sevgi dolu bir hayat sürmesine O’nu anmasına izin vermiyor demektir. Çoğu insanları yanlış anlıyoruz. Biz aynaya baktığımız zaman aynanın içinde kendimizi görüyoruz. Hiçbir zaman için ne siz ne biz hiçbir kardeşimiz aynanın içinde var olmadık ki. Aynanın içine girmedik ki. O bizim yansımamız. Buradaki anlatılanı da bir aynanın içindeki yansıma olarak düşünün. Kişi ben zikri yapmıyorum diyorsa bilmelidir onu Rabbi istemiyor ya da zamanı vardır. Bunu ancak böyle açıklayabiliriz, doğrusunu Allah bilir.

Gülbeyaz Öğretmen: Elbette. Araftakilerin Elestteki durumu hakkında bilgi alabilir miyiz?

Muharrem Karabay: İşte daha önce tarikattakilerin akıllarını kiraya verenler bu dünyada tarikat ve cemaatin insanları oldular. Arafta, tarikat ve cemaate girmediği halde orta yerde kalıp bazen tarikatın, itirazcıların arkasına gidip bazen de “evet Rabbimiz vardır” deyip de kafaları karışanlar var. İşte bunlar araftadır. Bu dünyada Allah’ı layıkıyla ibadet etmemiş, imanları var amelleri yok, amelleri olmadığı için orta yerde kalmışlar. Mahşer yerinde bağışlanıp bağışlanmayacağı belli değil, işte orta yerde kalmaları dahi Eleste bağlıdır.

Gülbeyaz Öğretmen: Mahşerdeki durumları nasıl olacak?

Muharrem Karabay: Mahşerde onlar, cennete gidecek olanlar hemen kitapları sağdan gelecek cennete sevk edilecek; cehenneme gidecek olanların da Allah korusun onların da soldan kitapları, amel defterleri gelecek onlar da cehenneme gidecekler, eğer tövbe etmedilerse. Orta yerde kalanlar sağdaki, Kuran’da anlatıldığı gibi sağın tarafına bakıp da Liva’ül Hamd’ ına bakıp da insanlara “Allah’ın size sunduklarından bize sunun, dökün dediklerinde; Allah onları kâfirlere haram kıldı, siz dönüp de arkanıza bakın” diyor. Arkanıza bakın demesinin anlamı: şu an üzerinde yaşadığımız dünyayı anlatıyor. Siz orada ne yaptınız? Hatta daha başka bir ayette diyor ki: “melekler cehennemde sizler ne yaptınız ki bu kadar merhametli, bağışlayıcı, cömert, sevgi dolu bir Allah varken siz cehenneme niye geldiniz?” denildiğinde ise: “biz açı doyurmuyorduk, yetimi de korumuyorduk” diyorlar. Şimdi buraya bakarsak bu dünyada “dönüp de arkanıza bakın” ın iki anlamı vardır. Bu dünyada hayatını nasıl geçirdin? Kulluktan uzak, Allah’a sevgiden uzak, şükürden, tefekkürden uzak, zikirden uzak bir hayat geçirdiysen mahşer yerinde çok eziyet çekeceksin. İnşallah bir şefaatçiye denk gelir içindeki imanından. Ama bakın burada da yine bir yardım var. Mevlana Pir diyor ki: “namazsız iman insana fayda verir ama imansız namaz asla fayda vermez” diyor. Yani iman şarttır. İmanın üstünde amel gereklidir.

Gülbeyaz Öğretmen: Amelden kastınız nedir? Biraz açar mısınız?

Muharrem Karabay: İşte dedik ya Rabbimizin yap dediklerini yapmak yapma dediklerini yapmamak daha da fazla Allah’a sevgisini göstermek isteyenler hayırda yarışırlar daha da fazla sevgisini göstermek isteyenler Allah’a yakın olmak isteyenler zikir yaparlar, tefekkür ederler, zikri yayarlar, tefekkürü insanlara yayarlar yani “hayırda yarışın” diyor Rabbimiz sınır koymamış ki! Bir insanın bir insana yapabileceği ne kadar yardım varsa hepsi de hepsi de hayır olarak kabullenmekte Rabbimiz. En kolay sevap kazanma yolu selam vermek. En güzel, en küçük sadaka yoldaki bir taşı kenara çekip atmak.

Gülbeyaz Öğretmen: Sadakadır bu değil mi?

Muharrem Karabay: Ama ister selam versin sevap kazansın, ister sadaka yapsın, versin sevap kazansın. Kendisine dönmüyor mu? İlerde mahşer hayatında ve bu dünyada ona yardımcı olmayacak mı? Onlar manevi para olarak düşünürsek sevapları.

Gülbeyaz Öğretmen: Neden Allah insanları bu şekilde sınav yapma ihtiyacı duydu?

Muharrem Karabay: Şöyle bir düşünün: eğer bu dünyada ve Elestte Rabbimiz bizi sınav yapmamış olsaydı bu dünyaya gönderirken kura çekmesi gerekir gibi haşa! Allah’ın kimini Müslüman kimini kâfir yaptı. Sormayacaklar mı insanlar “neden rabbim beni kâfir onu Müslüman yaptın?” dediğinde işte yine Kuran okumuyoruz. Kuran’da bunun cevabı var. Kuran’da cevabı var. Elestte halimiz bu, “evet” demediğimiz için bu dünyada sıkıntılı bir hayat, “evet” dediysek bu dünyada, ahiretimiz de mahşer yerinde, kabir hayatımızda güzel olacak inşallah. Ama bunun üzerine iman da gerekli amel de gereklidir. İşte bir ayrım lazımdır. Allah’ın adaletli olduğunu Allah kullarına ispat etmesi lazımdır. Gerçi Allah her daim bunu ispat ediyor ama görecek, bakacak göz var mı? Gerçekten görecek göz var mı? Gerçekten insan Allah’ın yarattığı eserleri bir düşünebiliyor mu? Tefekkür edebiliyor mu? İlk zikre başlatıldığımda, uyutulmadığım zamanlarımda “tefekkür yap” deniliyor. Tefekkür yapayım da neyi tefekkür edeceğimi dahi bilmiyorum. Tefekkür nedir onu bilmiyorum. Tamam, tefekkürü baktık sözlük anlamı karşılığında düşünmekmiş. En kolay anlatımıdır. Neyi tefekkür edeyim? Binlerce konu var tefekkür edilecek. Öğretildi. Saçların dışarı ve sakalların dışarı değil içeri doğru uzatsak ne olur? Ölürüm. Belki hayatımın en kısa tefekkürü bu olurdu.

Ama burada Allah bir ayrımcılık yapmıyor. Allah burada hak ile batılı ayırıyor. İmanı ve ameli olanları bir tarafa; imanı var ama ameli yok ya da az olanları bir tarafa; imanı yok olanları “tövbe etmeden geldilerse” onları da bir tarafa koyuyor. İşte burada ayrım yapmak zorundadır.

Gülbeyaz Öğretmen: Kimlerin yararlı işler yapacağını öğrenmek, görmek için.

Muharrem Karabay: Yani bunun karşılığında da bu dünya ekim yeri, hasat yeri mahşer yeri oldu. Cennete ya da cehenneme gideceğini Allah’a Elestte sordular bunlar “bizlere bir peygamber göndermedin, bir kitap göndermedin, bir elçi göndermedin, bize Allah olduğunu sen söylemedin, ansızın dedin ki “Elesti bi Rabbiküm” “ben sizin rabbiniz değil miyim?” Nerden bilelim” dediler. Bakın Allah onlara düşünme hakkını verdiği halde kim bilir ne kadar uzun yıllar yaşattığı halde, hiçbir şeye muhtaç etmemiş aksine beklentilerin çok fevkinde üstünde bir hayat sunduğu halde o hayatın şaşasına, güzelliğine aldanmış, Allah’ı Yaradan’ı unutmuş. Bu dünyada ise sıkıntıyla unutuyor, sıkıntının içinde olduğu için unutuyor. Allah bir ayrım koyuyor. Cennete gidecek ve cehenneme gidecek kulları Allah murad ettiği için değil, iman ve amellerine dayalı olduğu tefekkürlerine dayalı olduğunu bilmeleri için yapıyor Rab. Kullar soracaklar mahşer yerinde “buna niye bu kadar çok sevap verdin de bu cennetin üstüne gidiyor ben cennetin orta kısmında kaldım” dediğinde “ona vermiş olduğum nazımı, cilvemi Kuran’da anlatımıyla imtihanlarımı sabırla karşıladı. Tefekkürle karşıladı. Sen of, puf dedin. Bu dahi bir ayrımdır. “Kahrın da hoş lütfun da hoş” diye boşuna söylememiş büyüklerimiz. İşte sizin ve bizim iyiden yana da olsa bir imtihan, marifet diliyle söylersek naz ve cilve de olsa bizim ona vereceğimiz tepkiye, içimizden geçen düşünceye bağlı bu.

Gülbeyaz Öğretmen: Yaradan yarattığını bilmez mi hiç? Bilir elbette.

Muharrem Karabay: Kesinlikle bilir. O bilmez mi? Mülk suresi 14. Ayet, O her şeyden haberdardır.

Gülbeyaz Öğretmen: Rabbimiz kulu kula öğretiyor aslında O biliyor.

Muharrem Karabay: Kesinlikle. O kulların yarın mahşer yerinde “ona böyle mükâfat verdin, benim mükâfatımı az verdin” demesinler diye defterleri vermiş. Elestte söz almış, senet almış. Bu dünyadaki peygamberler size gönderdim, kitap istediniz gönderdim ama buna rağmen siz yine beni sevmediniz dediğinde ne cevap verecek o kardeşlerimiz? Verebilecek bir cevabı var mı? O zaman diyecekler ki “döndür Allah’ım, döndür bizi dünyaya yeniden bize yaşam hakkı ver. Biz seni o zaman daha hayırda yarışalım, daha iyi işler yapalım, sana daha fazla iman edelim, Resul’ün ardı sıra gelelim” diyor. Rabbimiz diyor ki geçti o. “Çok geç artık” diyor. Size o fırsatı verdim ve o ayetin arkasından diyor ki: “sizi defalarca dünyaya getirsek durum değişmeyecek ki” diyor. Çünkü Allah dilemeyince yaprak kıpırdamıyor. Bir insan bilemelidir ki; çok şanslı olduğunu kesin elden bilmelidir ki: “o Allah’ına kulluğunu yapabiliyordur, zikrini yapabiliyordur, namazını kılabiliyordur, orucunu tutabiliyordur. Allah bu kişiye o izni verdiği için yapabiliyor. “Sadece bunun bilincinde olup şükretmesi, onu düşünüp ona binlerce vakit ya da aylarca binlerce ay binlerce yıl namaz sevabı kazandırır” diyor Abdulkadir Geylani hazretleri.

Gülbeyaz Öğretmen: Kuran’da pek çok kavmin helakından bahsedilirken Allah dileseydi herkesi hidayete erdirirdi ve “onlar kördür, sağırdır, dilsizdir ve kalpleri mühürlüdür” deniyor. Peki, cüz’i irademiz hidayete ermede nasıl rol oynuyor ve bunun Elest ile bağlantısı nedir?

Muharrem Karabay: O zaman kısa tutalım. Bütün hepsi Eleste dayalıdır. Elestte “evet” dediyse bu dünyaya mutlaka Müslümandır. Ama diyelim ki belli bir yaşa kadar her türlü hata, kusur, yanlış yaptı sonra Rab onu uyandırır. Çünkü Kuran’da “doğru yola biz iletiriz” buyuruyor. Kul cennete gidecekse kulu alır çeker doğru yola iletir. Kendisini anmasını, kendisine kulluk ve taatlerini yapmasını, ibadet ve namazlarını kılmasına yardım eder. Onu teşvik eder. Kul da buna uyar ve cennete gelir. Ama Elesttin içerisinde “hayır” dediyse bir kul iş bitmiştir. Seni kabul etmeyen Rab olarak görülse, iş bitmiştir. O sorunun son cümlesini bir daha okur musunuz?

Gülbeyaz Öğretmen: Cüz’i irademiz hidayete ermede nasıl rol oynuyor?

Muharrem Karabay: Cennete gittiğinizde Peygamber Efendimizin (sav) hadisi olarak anlatılıyor: “bir çocuk anne karnında şaki ise yani haramzade ise, eşkıya ise, kötü ruhlu kötü nefsli ise bu dünyada da kötü” yani Eleste bağlıdır. Ona o şakilik halini Rab boşuna vermedi ki. Elestte şakiydi, Allah tanımaz birisiydi onu bu dünyada Allah tanımaz kılacak. Devam ediyor Şanlı Peygamber Efendimiz (sav): “çocuk anne karnında sait ise nurluysa bu dünyada da nurludur.” İşte burada külli irade var. Kişi bu dünyadaki iman ve amelleriyle, cennet ve cennetin içerisindeki katlarını arttırır. Allah kulunu diyelim ki 3. kat cennete gidecek 3. kat olmasını, 5. kat olmasını ya da 7. kat olmasını kişinin imanı, ameli, tefekkürü, kulluk ve taatleri, zikri, şükrü, ibadetlerinin tamamı, hayırda yarışmalarının toplanacak. O kişinin cüz’i iradesi derecesini yükseltir. Aynı şekilde ters yönünden bakarsak kişi bu dünyada kural tanımaz, asi, nobran, kavgacı, her türlü kötülüğe açık bir insansa ve hayatını kötülük yapmak için yönlendiriyorsa o da cehennemin dibinin dibine inecek demektir.

Gülbeyaz Öğretmen: Muhiddin İbn’i Arabi hazretlerinin bir sözü var “kader gayrete âşıktır.”

Muharrem Karabay: Bu, aynı işte. Gayretine bağlısın. Cennetteki makamının yükselmesi cüz’i iradene bağlıdır. Cennete gelip gelmemen Allah’ın külli iradesindedir. Cehenneme gitmen yine Allah’ın külli iradesidir, büyük iradesindedir. Cehennemin içerisinde az yıllarca eziyet görmek ve de çok yıllarca eziyet görmek sizin Allah korusun kendi elinizdedir. Sizin bu dünyadaki yapacak olduğunuz hayırsız işlerde kötülüklerde saklıdır o. Siz bunları iş edinirseniz hayatınızı bu şekilde yönlendirirseniz, gideceğiniz yer burasıdır. Cüz’i irade külli iradeye mutlaka ram olur, oraya döner. “Gözleri kör, kulakları sağır, kalpleri mühürlüdür” ayeti gereğince: gözleri kör; Elestte o güzelliklerin içerisinde bir Yaradan’ı görmedikleri için. Kulakları sağır; Allah’la yaptıkları antlaşmayı unuttukları için, kalpleri mühürlüdür; Allah’la yaptıkları antlaşmayı bozdukları için Allah da onları kâfir olarak mühürlemiştir. İsteseniz dahi Müslüman olmaz, tövbe de etmez. Peygamber Efendimize (sav) bakın: 12 amcasının 9 tanesi kâfir gitti. Allah onları mühürlemiş. Peygamber Efendimiz (sav) “sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım” hitabına nail olmuş Şanlı Peygamber Efendimiz (sav) 9 amcasını Müslüman eyleyemedi. İşte bu da cüz’i irade var. Onların kâfir olmaları Allah’ın büyük iradesi içerisindedir. Peygamber Efendimiz (sav) ne kadar gayret ederse etsin kader değişmedi.

Gülbeyaz Öğretmen: Cüz’i irade külli iradeye ram olmak zorunda dediniz. O zaman cüz’i irade külli iradeyi tanımak için var, teslim olmak için vardır.

Muharrem Karabay: Tabii. Allah her şeyi ayarlamış. Suyun içinde 2 hidrojen 1 oksijen vardır. Hidrojen ve oksijenlerin, elementlerin sayısını değiştirelim yine 1 hidrojen 2 oksijen koyalım bakalım su oluyor mu? İkisinin de ana temeli, suyun ana temeli hidrojen ve oksijendir. Sadece adetlerini değiştirelim bakalım su oluyor mu? İşte bunu dahi düşünmesi gerekir insanların. Şimdi Rabbimiz diyor ki “neden düşünmüyorsunuz?” Tamam, bir kimyager olmana gerek yok, Allah’ın eşsiz “Bedii” sanatı gözlerimizin önündedir. Nereye bakarsan bak Allah’ın mutlaka eserini göreceksin, en büyük eser sensin. Ey akıl sahibi sensin! Biraz düşünsene Allah senden neyi esirgedi? 1. Soru kendine sor. 2. si de Allah bana neler verdi? Düşün bakalım. Vermediğini zannettiğiniz her şeyden çok daha fazladır verdikleri. İşte nefs burada şaşırtıyor, çeldiriyor.

Gülbeyaz Öğretmen: Rabbimiz Elestte “evet” diyenleri de “şüpheye düşenleri” de bu dünyaya gönderdiğine göre acaba bu dünyada evet diyenler azacak ve değişecekler mi?

Muharrem Karabay: “Allah dilemeyince yaprak kıpırdamaz.” “Allah dilemeyince tövbe edemezsiniz” diyor Kuran’da Rabbim. “Doğru yola biz iletiriz” diyor. Kader değişmeyecek. Değişmeyeceğini de Kuran’da anlatmış Rab. Bunlar defalarca dünyaya gelmiş olsa durum değişmeyecek. Peygamber Efendimiz (sav) daha kolay anlayalım diye buyuruyor: “ana karnında çocuk sait ise bu dünyada da sait, mahşerde de sait, kabirde de sait. Bu dünyada şaki ise anne karnında, yani Elestte hali orada bozgunculardansa, Allah tanımazlardansa bu dünyada da şaki olacak” değişmeyecek ki.

Gülbeyaz Öğretmen: “Hayır” deyip sonradan “evet “diyenler doğru yolu bulanlardan olabilecek mi? Hayır demiş Elestte, bu dünyada doğrulardan olabilecek mi?

Muharrem Karabay: Değişmez diyor Kuran. İnşallah değişir. Bu kulla Rabbin arasında, ona biz bir şey diyemeyiz. Bu 2 kere 2 nin 4 ettiği kadar açık bir konu değil. O kişinin imanına bağlı, amellerine, ihlasına, gayretine, tefekkürüne bağlı, insanlara yardım edip etmeyişine bağlıdır. Onlarca sebep var ki sadece evet ya da hayır demekle bu iş olmuyor ki. Düşüncelerini eyleme sokman gerekir. Kuran’ı neden “oku” diyor Allah? “Oku” diyor; “anla, hayatına sok” diyor. Aslolan hayatına sokabilmektir.

Gülbeyaz Öğretmen: sadece “Hayır’a bağlı değil, gayrete bağlı, yardımseverliğine bağlı, dediniz.

Muharrem Karabay: Biraz önce saydım. Bunları defalarca arttırabilirsin. Daha üstüne bir sürü konu koyabilirsin yani bunun.

Gülbeyaz Öğretmen: hayır “evet” ‘e dönebilir mi?

Muharrem Karabay: Dönmüyor işte. Kişi oraya yanaşamıyor. Kalpler mühürlü. Allah o mührü açmadıktan sonra kim ne yapabilir? Bir başka ayet söyleyelim: “Allah’ın sıktığı eli kim açabilir?” Diyor devamında diyor ki: “Allah’ın açtığı eli kim sıkabilir?” İşte burada Allah onu hidayete erdirecekse kim durdurabilir ya da Rab onu hidayetinde istemiyorsa, o Elestte bozuk kimlikli bir insansa, bu dünyada da onu istemez huzurunda. Bir hikâye anlatmama izin verin: Dervişin biri devamlı dua edermiş: “Rabbim babamdan kalan bir tarla var ama bana bir çift öküz ver. Tarlamı süreyim, geçineyim, kimseye muhtaç olmayayım” dermiş. Bir de ibadetten uzak birisi gelmiş o gün camide dervişin yanında yüksek seste dua etmiş. “Allah’ım bak biliyorsun benim tarlam da yok sığırlarım da yok. Bana tarlayı da ver öküzü de ver kimseye muhtaç olmayayım” demiş. Kısa zamanda o kişinin hem öküzü olmuş hem tarlası olmuş. Tarlası olup da öküzü olmamış derviş kardeşimiz Rabbe demiş: “”Rabbim buradaki hikmet nedir?” Ben devamlı istiyorum, o bir kere istedi. Onun üstüne Rabbimiz: “kulum, ben senin yalvarmanı çok seviyorum. Huzurumda bulunmanı çok seviyorum. Onu sevmediğim için istediğini verdim gönderdim. Dünyalık istedi, beni istemedi ki. Sen beni istiyorsun” diyor “ben de seni bu şekilde imtihan ediyorum” diyor.

Gülbeyaz Öğretmen: Son sorumuza gelelim. Hamdolsun üveysim ve çok mutluyum. Kafama takılan soru şu: “biz üveys olmadan önce imtihanlara ve uğradığımız haksızlıklara şikâyet ediyorduk.” Bu durum Elestte ruhumuzun geç cevap vermesinden mi kaynaklanıyor?

Muharrem Karabay: Değil! Bu nefsimizden kaynaklanıyor. Allah’ı daha iyi sevmeye, tanımaya başlamış bu kardeşimiz zikre yeni girmiş. İnşallah zikri daim olur Rabbin huzurunda bulunuşu uzun olur, bu dünyadaki ömrü hem uzun hem bereketli olur. Burada anlatılan “nefs” daha nefsin gerçek gücünü anlatamadık ya da anlattık kardeşlerimiz bu konuda bilgi sahibi olamadılar ya da nefsleri bunlara perde oldu gerektiği gibi anlayamadılar ya da biz anlatamadık. İnşallah bir sonraki dersimizde nefsi anlatalım.

Gülbeyaz Öğretmen: İnşallah. Bir sonraki dersimizde nefs konusunu işleyelim inşallah. Eklemek istedikleriniz var mı Eleste ilgili?

Muharrem Karabay: Sorular bu kadarmış demek ki çoğu anlaşılmış. İnşallah bundan sonraki konularımız da çok daha iyi anlaşılır

Her geceniz kadir gecesi, her gündüzünüz bayram olsun. Bizlerin selam ve duaları üzerinizde daim olsun inşallah.

Gülbeyaz Öğretmen: marifetin ve hakikatin incilerini saçtı yine muharrem Karabay. Elest ile veya diğer konularla ilgili sorularınız varsa bekliyoruz. Sorun bize, yarın görüşmek üzere. Clubtürk’e kalın sevgiyle kalın.

 

 


2018 © VeyselKarane | veyselkarane.com | All rights of the site are registered in the name of "Muharrem Karabay" .