"The books "ASKI UVEYSI" will be the first to change the World!"

Animated Sidenav Example

Click on the element below to open the side navigation menu.

☰ open

SEMINARS





Bu video 6097 kez izlendi.

MARİFETİN 7 KAPISI: MUHARREM KARABAY ESKİŞEHİR SEMİNERİ

 

Allah’ın ve Resulünün selam ve bereketi üzerinize olsun. Her geceniz kadir, her gündüzünüz bayram olsun. Ardınızdan gelenler çok olsun.

Uzun bir yolculuktan sonra sizlerle kavuşmanın, uzun bir zamandan sonra sizlerle görüşmenin sevincini ve telaşını yaşıyoruz. Gittiğimiz yerde çoğu zaman hemen hemen her yerde sevgiyle karşılandık, ilgiyle karşılandık. Bazı kişiler ilk kez bizi gördüklerinde hayallerinde canlandırdıkları bir öğretmen ya da hoca tipi aradılar. Ne yazık ki sükût-u hayale uğradılar. Ölçülere uymayan bir halimiz var. Kimileri için övünülecek, kimileri için esefle karşılanacak bir haldeyiz.

Ama unutmayın, bakın Araf suresi 26. Ayette “ ey Ademoğulları, size çirkin yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik hayırlı olan takva elbisesidir. İşte bunlar Allah’ın ayetlerindendir. Belki düşünüp, öğüt alırlar”.

Allah sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz. Ama O sizin kalplerinize ve işlerine bakar. Hadisi şerif.

Allah kutsi sözünde buyuruyor ki “ arşa ve arza sığmam ama bir müminin kalbine sığarım”. Sığıyor. Geliyor ve geldiğini size belli ediyor. Ama önce onun mutlaka temizlenmesi gerekir. Elbette bizi hiçbir iş aldıramazdı, sakal bırakıp -cüppe giymekten, dışımızı süslemekten hiçbir şey alıkoyamazdı. Ama bizi alıkoyan “ Allah sizin kılıklarınıza kıyafetlerinize bakmaz, lakin kalplerinize bakar”. Kalbinde sevgi olan yaşadı. Korkuyu insanların içine salanlar tarihte bir bir silindi. Yunus’a bakmaz mısınız? Mevlana’ya bakmazsınız? Diğer sultanlara bakmaz mısınız? Hepsinin işi “ Elif”. Elif, sevgi. Allah lafzına bakınız. İlk harf, elif. Elif sevgi demek.  Allah’ın ilk emrine bakınız. İkra, oku diyor. İlk harfi, elif. Yaradan Allah kendisini elif ve sevgi ile doldurmuş. İndirdiği o muhteşem kitap Kur’an-ı Kerim’in ilk emri “ elif”. Kur’an’ı sevgiyle okuyun, sevgiyle yaşayın. Biz sevgiyi unuttuk, daha doğrusu sevgiyi unutturdular. Bizi hep korkuyla büyüttüler. Öcülerle böcülerle Allah seni taş eder, diyerek. Cehennemin korkusu ile Allah’a ibadet ettirmeye zorladılar. Ama Yunus’a bakın, Mevlana’ya bakın. Bakın geçmişteki bütün sultanlara. Hep sevgi okudular, sevgi yaşadılar. Sevgiyi anlattılar. Yunus ne güzel söylemiş. Bal-ı şeker yemiş, O’nun dizeleri ile.

Ben gelmedim davi için

Benim işim sevi için

Dostun evi gönüllerdir

Gönüller yapmaya geldik

Biz de size, üveys olarak içinizdeki Allah sevgisini Resul sevgisini daha iyi, daha iyi anlamanızı yaşamanızı, yaşamanızı da başkalarına anlatmanız gerektiğini anlatmaya geldik. Biz size sevgiyi öğretemeyiz. Sevgi zaten içinizde var. Eğer içinizde o sevgi olmamış olsaydı, burada ne işiniz var. Dedik ya, Âlemlerin Rabbi olan Allah, kendininin ilk harfini elif ile donatmış, sevgiyle. Ve bir kutsi sözünde diyor ki “ ben bilinmek ve sevilmek istedim”. Gelin, Allah’ı sevmek nasıl olurmuş, hep birlikte bilelim.

Tövbe

Geçmişte hatalarımız, kusurlarımız, yanlışlarımız, sıfatlar ne olursa olsun. Tövbe edin, günahlarınızı bağışlayayım, tövbenizi kabul edeyim diyor. Denizdeki dalgaların köpüğü kadar günahınız olsa, isteyin bağışlayayım, diyor. Bağışlayan Allah’ın şanı ne yücedir. Rahman O, Rahim O, Er Rahim O. O merhametlilerin en merhametlisi. Merhamet nereden çıkar? Kaynağı ne? Sevgi. O zaman Peygamber Efendimize (s.a.v) bakalım. “ sevdirin korkutmayın, kolaylaştırın zorlaştırmayın”. Cennete gitmek o kadar kolay ki, cehenneme gitmek o kadar zor. Zoru kolay, kolayı zor anlattılar bize. Yıllarca bize Allah’ı sevmeyi değil, Allah’tan korkmayı öğrettiler. Derseniz ki bu da metot ve teknikten bir tanesi. Agâh olun, ilk emir oku, ilk Harf sevgi. Allah lafzına bakınız. İlk harf elif, sevgi. Kendisi bilinmek ve sevilmek istedim dedi. Gelin bunu açalım. Bilinmek Allah’ı tevhid ile olur. Biraz sonra derin açacağız inşallah. Sevgi, sevilmek istedi Allah. Bilinip ve sevilmek istedi. Bunun en kolay yolu, Üveys Veysel Karane zikri. Her tarikat ve cemaatin saygı duyduğu muhteşem bir veli. Resulallah’ın (s.a.v)” tabiimin en hayırlısı” dediğidir. Hırkasını bir kayınpederi Hz. Ömer, bir damadı Hz. Ali ile beraber, kendisinin bu dünyadan göçtükten beş yıl sonra kendisine verilmesini emretti. Ve öyle de oldu. Resulallah’ın (s.a.v) zamanında bile üveys vardı. sizlere ve bizlere gelinceye kadar üveyslik yolu kapalıydı. Kimse kimseye öğretemezdi. Onlar Allah’ın yeryüzünde gizli velileriydi. Üveys oldukları bilinirdi ama zikri anlatamazlardı. Artık o zaman geldi. Bütün tarikat kuracak kaderde belli olan sultanlar tarikatlarını kurdular ve bitti. Şimdi aşkın zamanı. Elif dahi yetersiz. Ama bir başlangıç için illaki elif, sevgi gerek. Sonra Lam gerek. Aşk. Allah ve Resul aşkı. O sizi saracak. Sonra Mim gelecek. Ne kadar ibadet edersek edelim, ne kadar çok ibadet ederseniz ediniz Allah’ın lütufları karşısında ezilirsiniz. Bu kadar az ibadete bu kadar çok nimet olur mu diye gönül yaşlarınız sel olur akar. Elinizde değildir o. Eğer o gönül ağlamazsa içindeki aşk yangını onu yakar. Meczup yapar. Gönül yaşları onları susturur. O yüzden Şanlı Peygamber Efendimiz (s.a.v) diyor ki “ ağlamayan gözden Allah’a sığınırım”. Abdülkadir Geylani Hz. ( Allah ondan razı olsun) ne diyor? “ Allah’ın huzurunda ağlamak için bahane bulun”. Siz üveyslerin ağlamak için bahaneye ihtiyacı yok. İçinizdeki Allah sevgisi elif ile başladığında, Lam ile büyüdüğünde, mim sizi kavurduğunda, sizde hiçbir şey kalmadığında Anka kuşu olduğunuzda alemde seyr-i sülüğe başladığınızda vasıtasız Allah’a ulaşmaya başladığınızda, yolculuğunuz başladığında, işte bir hiç olduğunuzu anladığınızda ancak kanatlarınız çıkar, uçarsınız.

Gelin, tövbe ile günahlarımız bağışlandı. Allah’a giden yol “ Rabbim ben geldim sana” demeniz çok kolay. Ama gerçekte varamazsınız. Küçücük bir çocuğa sorun “ Allah’ı seviyor musun?” diye, kocaman bir yaşlıya da sorun “ Allah’ı seviyor musun?” diye. Evet, diyecek. Ama yolu bilmeyecek. Üveys Veysel Karane zikri size Allah’a giden yolu öğretecek.

Resulallah’a (s.a.v) salat-ı şerife söylüyorsunuz. O’nu, soyunu, yolundan gelenleri çok sevdiğinizi Resul’e ikrar ediyorsunuz. Bu kelime karşılığı. Marifet karşılığı ise, “ Resul’üm seni çok seviyorum. Ehlibeytini seviyorum. Senin yolundan gelenleri seviyorum. Seni sevenleri de seviyorum” demektir. Sevginizin göstergesidir bu.

11 İhlas 1 Fatiha ile hediye ettiğinizde, hatim üstüne hatim indirdiğinizde, melekler Resulallah’a (s.a.v), mümin olmayanların Müslümanların salatı şeriflerini pazartesi ve Perşembe günleri götürür. Sizlerin 11 İhlas 1 Fatiha ile anında Resulallah’a (s.a.v) ulaşır.

Sonra tevhid başlar. Kelime anlamı, karşılığı “ Allah’tan başka yaratan, ilah yoktur”. Marifetteki anlamı farklıdır. “ seni çok seviyorum Rabbim” demektir. Kur’an’ın en küçük hatmini Resulallah (s.a.v) bize 3 İhlas 1 Fatiha olduğunu öğretti. Marifet bize Resulallah’ın (s.a.v) izni ile “ La ilahe illallah” demenin Kur’an’ın en küçük hatmi olduğunu öğretti. Günde 500 kere 300 kere 1000 kere “ la ilahe illallah” dediğinizde 300 kez 500 kez 1000 kez Kur’an’ı hatim etmiş oluyorsunuz. Marifet, Allah ile kulun arasında uzak zannedilen mesafeyi kısaltmak, sevgi ile başlayıp, aşk ile onu kaynaklaştırmak, kucaklaştırmaktır.

O yüzden biz, dersin başında söylediğim gibi, “ben sizin kalplerinize bakarım, kılıklarınıza değil” diyen Allah’ı “ ben arşa da sığmam arza da sığmam ama bir müminin kalbine sığarım” diyen Allah’ın gelip evlerimizde, gönül evimizde misafir olacağı yere temizlememiz gerekir. İşte bu da tövbe ile olur. Hayırda yarışma ile olur. İnsanlara Allah ve Resul’ü nasıl sevilir, onu anlatmakla olur. Siz Allah’ın işini dert edinin, insanlara Allah ve Resul’ü sevmeyi öğretin, Allah da sizin işinizi dert edinir, derdinizi ortadan siler. Ne diyor Rabbimiz? “ ben bir kulumu sevdim mi onu âlemlere sevdiririm” diyor.

Biz böyle merhametti böyle cömert bir Allah’ın kullarıyız ki. O Allah gaddar bir Allah değil. Taş eden bir Allah değil. Biz Hz. Lut’un kavmi değiliz ki Allah bizi niye taş etsin? Bize cinliden ya da başka bir varlıktan korkuttular bizi. Bizim üzerimizde ne hakkı olabilir ki? Resulallah’ın (s.a.v)  yolundan gelenlersiniz. Allah’ın yeryüzündeki halifelerisiniz. Size kim dokunabilir ki? Ama gerçek halifelerisiniz. Allah’ın yap dediklerini yapıyorsanız, yapma dediklerini yapmıyorsanız, üstüne bir de Allah’ı zikrediyorsanız, Resul’ü zikrediyorsanız, sevginizi sabah-akşam O’na sunuyorsanız. En korkulacak neymiş İblis? İblisin Allah’ın huzurunda verilmiş sözü var. “ ben senin kullarının önüne, arkasına, sağına ve soluna oturacağım çoğunu sana şükredici bulamayacaksın. Amma ihlasa erdirdiğin kulların müstesna” diyor. Sizi Allah’ı sevmede, karşılıksız sevmede ben mi ihlasa erdirdim? Öğretmenleriniz mi erdirdi? Ne alakası var? Size bu sevgiyi bu düşünceyi Allah koydu içinize. Size ihlası O verdi. Size ihlası o verdiyse İblis size ne yapabilir? Agâh olun. Sevmeyi öğrenin, korkuyu değil. Kolaylaştırın da öğretin insanlara. Allah ve Resul’ü nasıl sevilir? Zorlaştırmayın. İşimiz bu.

Dışımızı süslemişiz. İçimizde fitne kaynıyor. Yazık. Çok yazık. O gönül evine fitnenin olduğu yerde yalanın olduğu yerde, Rab gelip misafir olmaz. Asla olmaz. Marifeti bitiremezsiniz. Marifeti bırak tarikatta cemaatte bile yol alamazsınız. Yol gayet basit.  Eskişehir bu yönden biraz talihsiz. Benim daha önceki hayatımda başka olaylar yüzünden acı ektiler. Ama iş meydana çıktı.

Eğer ben dışımı süsleyip, sizlerden Allah ve Resul nasıl sevilir sizi oraya götürüyorum deyip kandırıp sizin en kıymetli olan imanınızı, paranızı ve zamanınızı çalsaydım İblis benim karşımda şapka çıkartıp, üstat nasılsın derdi. Ama iblisin bana kelamı, en hafif kelamı “şerefsiz” diyor. Çok güzel. İblisin huzurunda ben şerefsiz isem, Rabbin huzurunda şerefli bir adamım bu da bana yeter. Eğer iblis beni övseydi, üstat nasılsın, deseydi işte o zaman ben yanmıştım.

Ladikli Ahmet’e diyorlar ki, oda üveys, evliyaların yedilerinden, Hızır a.s.’ a 40 yıl hizmet etmiş, tayyi mekan sahibi. O koca veliye, Arapça ve Türkçe okuma ve yazması olmayan o koca sultana diyorlar ki:

“ Ahmet Ağa, Ladik’in yarısı seni seviyor. Yarısı sevmiyor”. Gülüyor. “ Oğul, Ladik’in hepsi beni severse, Allah sevmese yandıımmm” diyor. “ yok, Ladik beni sevmesin, Allah beni sevsin, kazandım, ey oğul.” Diyor.

Hadi gelin, biraz daha derin açalım. Hatta bir şeyi ısrarla bildirelim. Rahmetli Ahmet Nihat Asyalı.

Hala ne diye oynaştasın?

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın…

Sizler de Allah’ı ve Resul’ü sevecek yaştasınız. Geç kalmadınız. Koşun ya. Sizden bir ücret beklemiyoruz. Aferin, demenizi de beklemiyoruz. Allah razı olsun, demenizi beklemiyoruz. Bize izzet ve ikramda bulunmanızı bile beklemiyoruz. Biz şöyle düşünüyoruz. Çölde bir vaha bulduk. Allah ve Resul’ünün sevgisini düşünün. Çölde susuz kalmışları çağırıyoruz. Gelin vaha burada. Sulayın kendinizi ve bildiklerinizi diyoruz. Ve bunun karşılığında bir ücret istemiyoruz.

İnsanlar kılıklarımıza bakarak bizi yargıladılar. Doğrudur, bende sevmiyorum kılığımı. Ama beni yaradan böyle yaratmış, ne yapayım? Bu Muharremi gördüğümde aynaya bile bakmıyorum. Ama Rabbim bana Cemalini benim kılığımda getirdiğinde, bana kendi cemalini gösterdiğinde, o an hiç bitmesin istiyorum. Akıl ötesi. Hayal ötesi bir güzellik. Dilerim, hepiniz onu bu dünyada yaşayanlardan olacaksınız. Dilerim Allah’tan, dualarım da onun üzerinedir ki, her üveys kardeşim, Resulallah(s.a.v) söz verdi. Bütün üveysler, ihlasla zikre devam ettiklerinde peygamber Efendimiz’ i (s.a.v) görecekler. O’nu görmek, cennette yer aldığınızı gösterir. Rabbin Cemalini gösterdiğinde, o’nu gördüğünüzde Adn Cenneti sakinleri arasına girdiniz demektir. Bu da ancak Marifette olur. Marifetin bitiminde, hepiniz biliyorsunuz, Tıfl Mana, Şeb-i Aruz nihayetinde vuslat, gerdek gecesi, vahdet-i vücud, birle bir olmanın ne demek olduğunu öğreneceksiniz, Rabbin Cemalini göreceksiniz. Aşık olacaksınız kendinize. Rab nuru ile gelmiş size. Cemalini gösteriyor. Dünyada bundan güzel bir saltanat olabilir mi? Bize yaşatan Allah’ın şanı ne yüce. Defalarca yaşattı ve gösterdi. Sizlere de gösterecek. Her biriniz Muharrem olacaksınız denilmesi boşuna değil.

Kılığı bırakın. Bırakın kılıkta bir şey yok. Siz Allah’ın bizden istediği kalp huzurunu bulun. Sevgiyi koyun içinize. Geçmişte günahlarınıza tövbe eden bağışladı. Resulallah’tan (s.a.v), ehlibeytten, ashabından, Resulallah’ın (s.a.v) yolundan gelen evliyalardan, meleklerden yardım isteyin. O gönül evinizi temizlesinler. Sonra Rab gelir size misafir olarak. Yaşadık ve gördük. Sizler de yaşayın ve görün diye biz buradayız, bunu anlatıyoruz. Demek ki dışımız önemli değil. İçinin temizliği önemli. Rab hiçbir zaman için sizin cüppenize yapışmaz. Sarığınıza da konmaz. Ama O’nun istediği gibi bir kul olursanız, O sizin gönül hanenize gelir, misafir olur. Bize oldu, size de oldur. Benim dışımda beş kardeşim Marifeti bitirdiler, Rabbin Cemalini seyrettiler. Geride 9 kişi kaldı. Onlarda bitirdikten sonra 300 kişi gelecek arkasından. İnşallah onun içinde olursunuz.

Sultanlara gittiğimizde, bu üç haftalık gezimizde her gittiğimiz yerde, sultanlar bize manan, rüyada kelam olarak “bir olun, birlikte olun, Allah ve Resul’ünü çokça anın, sevin “ demelerinden başka bir şey duymadık. İllaki tevhit, illa ki sevgi. Peki, dersin başında ne dedik? Rabbimiz kutsi bir sözünde ne diyor? ben, bilinmek ve sevilmek istedim. Rabbi bilmek, zatını bilmek değil. Bir olduğunu, her şeye gücünün yettiğini bilmeniz gerekli. Sevgi dolu bir Allah, merhametli bir Allah, cömertler üstünde bir Allah olduğunu bilin. Kur’an da diyor ki Rabbi “ korkacaksanız yalnız benden korkun”. Biz tarikat ve cemaatin düşüncesinde, Allah bizi cehenneme ata, bu dünyada Lut kavmi gibi taş eder diye, Allah’tan korkmuyoruz. Resulallah (s.a.v) buyuruyor ki “ Allah’ı en yakın bilen benim, içinizde Allah’tan en çok korkan da benim” diyor. ey, Muharrem o zaman senin ne haddine ki böyle bir kelam söylüyorsun? Biz Allah’tan elbette korkuyoruz. O bizi cehenneme atacağı için değil. O’na o gün kulluk yapamamanın utancından korkuyoruz. Bu da bir korku. Yunus Emre diyor ki: “ nerden bakarsanız, hangi pencereden bakarsanız oradan görürsünüz”. Allah’ın 99 ismine bakın. Biri Celal biri Kahhar. Azap edecek başka isim mi var. Geçmişte iki simini Celal ve Kahhar ismini bütün Müslümanlara lanse ettiler, yapıştırdılar. Herkesi korkuttular. Allah beni taş edecek, Allah beni öyle edecek diye. Niye etsin kardeş? Taş  edecek olsaydı seni taş olarak yaratırdı. Seni halife yarattı bu dünyada. Ve hiçbir varlığa vermediğini size verdi. Ruhumdan bir parça verdim diyor nurumdan. O bizde nedir? Ruh. Marifeti bitirinceye kadar bizim bu dünyaya geliş amacımızın aslı şudur: nefsimizi ezmek, ruhumuzu yüceltmek. Allah’a gelin olduğunuz zaman sizler göreceksiniz, erkek ve kadın olun, gelin olacaksınız. Ama bildiğiniz gelin ve damat olmaktan çok farklı. Allah size nurundan zerre vermiş. Nurumdan üfledim, diyor. siz O’nun nurunu büyütmüş, kocaman yapmış, yetiştirmiş, gelin etmişsiniz. Emaneti sahibine verdiniz. Allah sizden nurunu geri alıyor. Onun karşılığında size Marifeti bitiriyor. Marifeti bitirttiği zaman hayvani nefsinizi alıyor. Hakikat makamına sokuyor. Hakikat makamında da size insani bir nefs veriyor. Yine tıfl mana, yine elif başlayacak hakikatte. Yine Lam olacak, yine Mim olacak. Devran böyle sürecek. Sizin O’na teslim ettiğiniz Allah’a gelin ettiğiniz, bedeniniz değil. Gönül evinizde misafir olan Allah, emanetini istedi. Siz onu yetiştirdiniz, layıkı ile,  Allah’a gelin ettiniz verdiniz. Teslim edilen Marifette ruh. Gelin olan ruhunuz, bedeniniz değil ki. O topraktan yaratıldı. Allah’ın yarattığı bir nesne. Ruh, Allah’ın kendisinden bize verdiği bir emanet. Verdik emanet, O da mehrini verecek. Size ya ev verecek ya da araba. Mehir olarak. Ev verdiğinde, gizli evliyalardansınız. Araba verdiğinde açık evliyalardan olacaksınız. Nasıl olacak? Cevap, sitede yazıyor. Yaşa ve gör.

Hiçbir tarikat ve cemaate verilmeyen lütuflar size indirildi. Bundan Allah’ın Resul’ünün en çok sevdiği, tabiimin en hayırlısı dediği Veysel Karane pirimizin himmeti var. Resulallah’ın (s.a.v) himmeti var. Hızır a.s’ın himmeti var. “Allah’ın Resul’ün selam ve bereketi üzerinize olsun” denilen yerdir. Gelmiş geçmiş tarikat, cemaat veya fırkalar içerisinde tek bir tek sizlere nasip oldu üveysler. Üzerinizde Allah ve Resul’ünün selam ve bereketi var. İş bitmiştir. Bitti.

Bize düşen, gayret, şükür ve sabırdır. Gerisi onların işidir. Eğer Allah sizi seçmemiş olsaydı. Sizi buraya getiremezdik. Hiç kimse getiremezdi. Kaderinde yoksa gelmez. Buraya gelenler de çok şanslı.

Hepinizin kafasından neler geçtiğini az çok tahmin ediyorum. Yok canım, benden bir şey olmaz. Evet, Rab seçti sizi. Biz seçmedik ki. O her şeyi bilen merhametlilerin en merhametlisi seçti üveys olarak.

Bakın, ne söylediysem bir kenara bırakın. Kulaklarınızı dört açın, gözlerinizi dört açın. Şanlı Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyuruyor ki “ahir zamanda öyle bir kavim gelecek, salih rüyalar ile amel edecek”. Peygamberimizin övdüğü kavmi anlatıyoruz. Ne dünde ne de bu günde ne de yarında sizden başka salih rüyalar ile amel edecek kavim yok. O sizlersiniz. Sizi seçen O. Ama idrakiniz yok. Zikre devam edin, olacak.

Anlaşıldı değil mi? Allah kılıklara bakmıyor. Kalplere bakıyor. Bizi insanlar kılığımıza bakarak, bir şeye benzetemiyorlar. Hoşumuza da gidiyor. Şöyle düşünün. Ben ya da başka bir kardeşimiz veli olsa, sana ne faydası var? Ya da bakış açına göre deli olsa sana ne faydası ya da zararı var? Niye keramet peşinde koşuyor kullar? Siz içinizdeki takvaya bakın. İçinizdeki güzelliğe bakın. İçinizdeki güzellikleri bulup, çıkarın. Nefs bir dağ gibidir. O dağda tek bir mücevher vardır. Siz onu bulun. Bulmanız o ruhtur. Dağ, nefsiniz. Dağı deşin, atın Allah aşkına. Yardım da o âlemden geldi mi o cevheri bulursunuz. O da Allah ve Resul sevgisidir. Asla vazgeçmeyin. Demek ki dış değil, iç güzelmiş. Demek ki, ölen beden değil asla ölmeyen ruh önemliymiş. Allah’a gelin olmak, bedenen değilmiş. Ruhu yüceltmekle gelin olurmuş.

Hadi gelin, sizin evinizi şereflendiren, Yunus Emre’nin deyişi ile:

Yunus öldü diye sal’a okurlar

Ölen hayvan imiş, âşıklar ölmez.

Size aşkla, karşılıksız, bir menfaat beklemeden Allah nasıl sevilir? Resul nasıl sevilir? Onu öğrettik. Ne kadar kolaymış, öyle değil mi? Tövbe, salatı şerife, 11 ihlas 1 Fatiha ile hediye, tevhid. Arada efendi yok. Ona çay, şeker, kahve götürmek yok. Hediye götürmek te yok. Ey akıl sahipleri Fatiha’nın 4.ayeti der ki “ Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz”. Allah’tan yardım dileyen kul, araya başkasını sokmaz. Derler ki sizin aranıza da Allah’ın veli kulları geliyor. Ey Allah’ım, ama biz seçmiyoruz ki, O veriyor. Aramızdaki fark burada seçiyor. Bizde Allah ve Resul’ü veriyor. İkisi bir olur mu? Biraz düşünelim.

Gelin, herkesin bildiğini zannettiği ama ne kadar bildiğini bilmediği Marifetin 7 kapısını açalım.

1. KAPI: TESLİM OL:

Kime teslim olacağım? Allah’a mı? Allah’ın yarattığı bir kula mı teslim olayım? Nefsini bilmeyen sahtekar birine mi teslim olayım? Eğer ikincisini yaptıysanız bilmelisiniz ki helaktasınız.

Şeyh Hacı Ahmet Yesevi, hocaların hocası, “ Ahir zamanda öyle şeyhler ortaya çıkacak ki, şeytan onlardan ders alacaktır” diyor. İnsanların akıllarına, idraklarına sığmayacak, hayal dünyasın da ötesindeki zulümlerle, entrikalarla sizi Allah’a ulaştırıyorum deyip, Allah’a değil kendine kul köle yapanlara lanet olsun. Devam ediyor Hacı Ahmet Yesevi “Kim bunlara Pir, Şeyh derse mürted olur, dinden kovulur” diyor. O zaman Allah’a kul olacağız. Kul olduktan sonra da, mayamız olan toprak gibi itirazsız olacağız. Toprağı kazıyorlar tohum ekiyorlar. Toprağın bağrını deliyorlar ağaç dikiyorlar. Toprağın yüzünü tırmalıyorlar bina dikiyorlar. Yel geliyor toprağın yüzünü götürüyor, sel geliyor götürüyor. Toprak sessiz bakıyor. Dikkat! Ama yerinde kalıyor. Sizler ve bizler Allah’ın iradesi karşısında başımıza gelen Kur’an’da ki anlatımıyla imtihanlarda sessiz kalacağız, sabredeceğiz. Zekeriya a.s.’a Rabbimiz ona müjde olarak kendisi yaşlandığı, hanımı da kısır olduğu halde çocuk müjdesi verdiğinde sevincinden “ ne yapacağım?” dedi. Melekler ona bildirdi: “üç gün işaret ile kavmine ders ver, sus” dediler, sustu. Resulallah’ın (s.a.v) üzerine iğrenç bir şekilde hayvan işkembesi attılar. Resulallah(s.a.v) sustu. Sustuğu gece Mirac’a çıktı. Sisin başınıza bir musibet geldiğinde, Rabbimizden değil kullarından geldiğinde üç gün susun. Bunu başardığınızda sabretmeyi öğrenmişsiniz demektir. Sabırsız olmak İblisin işidir. Sabredin. Allah kullarına Kur’an’da ki ismiyle imtihan eder. Hakikatteki diliyle naz eder cilve eder. Bir musibeti koyar önünüze, korkacak mısınız diye. Benim hayat hikâyemi yazdım sizlere okudunuz. Rabbim bana kansersin dedi. Gerçekten çok sigara içiyordum. Gırtlak kanseriydim. Kuru öksürük, ses kısıklığı ve boğazda yanma vardı. Sabrettim, bir buçuk yıl sonra bir saniyede kanseri aldı benden. Sadece benden mi? Onlarca kardeşimiz kanserden, kolon kanserinden, beyindeki tümörden, çeşit çeşit rahatsızlıklardan kurtuldu, sabretmeleri karşılığında. Bu demek değil ki, doktora gitmeyeceksin. Elbette gideceksiniz. Doktor değil, Allah izin verir ise doktor size çare olur. Başınıza gelen güzel şeylerde sevinin. Bilin ki bu Allah’ın bir lütfudur, susun. Allah “her şeyi çift yarattım” diyor. Sevincinizde susun. Anlatın, öğretmek için. Ama övünmeyin. Başınıza bir imtihan geldiğinde sabredin, bekleyin, yaşayın ve görün. Ne diyor Rabbim Kur’an’da? “ sisin hayır bildiğinizde şer, şer bildiğinizde hayır vardır. Lakin siz bilmezsiniz, Allah bilir”. O zaman bilmediğim bir konuda neden acı çekeyim? Rabbim benim bu dünyada yaşam ömrümü bitirdi ise hiç kimse beni bu dünyada alıkoyamaz. Rabbim beni imtihan eder, korkutur. Ama asla kötü bir ölüm hariç, hastalığın içine çekmez. Hayırda teslim ol. Şer zannettiğin imtihanda da teslim ol. Hayatın kolaylaşsın.

2. KAPI: HİÇ OL:

Nasıl hiç? Allah beni kul olarak yaratmış. Eyvallah. Allah’a karşı iddiada bulunmakta hiç ol. Hiç Allah ile mücadele etme. Verdiği emirleri uygula. İtiraz etme. Dünya malına takılıp kalma. Dünya ve dünya içerisindeki güzellikleri sevmede Allah’ı sevmenin ötesine geçirme. Peygamber Efendim(s.a.v) ne diyor?” ben fakirliğimle övünürüm”. Buradaki fakirlik, bizlerin zannettiği gibi maddesel ya da parasal fakirlik değil. Dünya sevgisini içine koymakta, sadece Allah’a olan sevgisini yaşamakta fakirdir O. Dünyaya meyletmediği için Rabbimiz Resulallah’ı (s.a.v) huzuruna getirdiğinde, Cebrail a.s’ın dahi yaklaşamadığı bölgede onu geçtiğinde, Şanlı Peygamber Efendimiz(s.a.v), Rabbimiz Resul’e Resulümüz Rabbimize sevgisini belirttikten sonra Rabbimizin Resulallah’a (s.a.v) sorduğu ilk soru şu: “ Habibim, bana ne getirdin?”. Şanlı Peygamber Efendimiz (s.a.v) “ sen de olmayanı getirdim, hiçliği. Senin dışında hepsini sildim” demiştir. Rab, Resulallah’ın (s.a.v) ümmetine de aynısını yapan üç şey verdi. Koku, kadın ve namaz sevgisi. Bunları daha önce açtık. Koku, bildiğiniz parfüm değil, Rahmani, Adn cennetinden gelen koku. Duydunuz, mutlaka duyurdular size, koklattılar. Kadını, bir doğurganlık bir meta olarak düşünmeyin. Şanlı peygamber Efendimiz (s.a.v), imanlı bir kadın hakkında “ cennet annelerin ayaklarının altındadır” demiştir. Çünkü çocuk dünyaya geldiğinde sevgiyi, ilgiyi, imanı, komşuluk ilişkilerini, Allah ve Resul’ü sevmeyi, ilk namaz kılmayı, ilk sure ezberlemeyi hep anneden öğreniyor. Buradan bakın. Daha yüzlerce konu söyleyebiliriz. Diğeri de namaz. Yeri asla tartışılamaz. Kulun Allah ile beraber olduğu, baş başa geçirdiği andır. Sizler ve bizler Allah’a kendimizi sevdirmek için, dünyayı fazla sevmeyeceğiz. Bir arabamız varken iki tane, iki tanesi varken üç tane. Bir evimiz varken ikinci üçüncü evi almayı değil, Allah’ı sevmek ve sevdirmek için zaman ayırmaya, Allah’ın sonsuz gücü karşısında hiçbir şey yaptırabilme gücüne sahip olmadığınızı biliniz. O Şanlı peygamber Efendimizin (s.a.v) 12 amcası vardı. 9 tanesi kafir gitti. Peygamber Efendim (s.a.v) defalarca ayaklarına gitti, elçi gönderdi, gizlice haber gönderdi. Onları inandıklarından döndüremedi. Hiç olun. Yaratabilme gücüne sahip değiliz. Kaderimizi değiştirebilme gücüne sahip değiliz. Bu dünyaya gelirken kadın ya da erkek olma hakkına sahip değiliz. Anne-babamızı seçebilme hakkına sahip değiliz. Ömrümüzü uzatabilme hakkına sahip değiliz. Bize verilecek eş ve çocukları seçebilme hakkına sahip değiliz. Hiçbir şeye sahip değiliz. O zaman hiçbir şey yapamıyorsak, hiç olun, teslim edin. İşte ondan sonra dünya sizin ayağınıza gelsin. Bu aynı zamanda tevhidin La ilahe illallah’ın gizli açılımıdır. Bütün güç ve kudret Allah’a aittir. Ancak Allah bazı kullarına bazı konularda yetki verir. Sizlere üveysliği yaymayı vermesi gibi. Hiçbir şeye gücüm yetmiyorsa yaptırım olarak, Allah’ın bizden istediğini yapalım. Onu bütün Müslümanlara Allah bildirmiş. Allah’ın yap dediklerini yapacak, yapma dediklerini yapmayacaksın. İşimiz bu kadar. Bir karıncayı eğitme hakkına sahip değilken, Allah’ın kulları üzerinde tahakkuk kurmak, baskı yapmak niye? Kendi çocuklarımıza, 5 yaşında 10 yaşında çocuğa sözümüzü geçiremediğimiz yerde, yetişkin insanlara nasıl söz geçirelim? Geçiremeyiz. İşte o söz geçirme dahi Rabbe ait. Bize ait değil. Allah dilemeyince yaprak kıpırdamaz. Eğer bir yaprak kıpırdatmak istiyorsak bunu dahi Allah’tan isteyeceğiz. Fatiha’nın 4. Ayeti “ yalnız sana ibadet ve yalnız senden yardım dileriz” diyeceksin. Bunu dilerken zaten insan hiç olduğunu ortaya koyuyor. İblis gibi inat etmiyor. Teslim olmuş. Teslimiyet içerisinde hiçlik vardır. Hiçlik, kabullenmektir Allah’ın gücünü. Güneşin batıdan doğmasını sağlayabilir miyiz? Ya da 24 saat her tarafın gündüz olmasını sağlayabilir miyiz? Hayır. O zaman Rabbin iradesinde kader ve kazaya fazla bulaşmayacağız. Bize düşen sadece O’nu sevmek. O’nu eleştirmek değil. Rabbimiz ile inatlaşmak değil. Gücümüz yetmez. Gücümüzün yetmediği yerde biz hiçiz. Hiçliği bulduğumuzda biz teslim olmuşuz demektir.

3. KAPI:BİZ OL

Kuli Rabbin iradesi ile Allah’ı sevme, O’na ibadet etmeye başladığında kulda güzellikler meydana gelir. Rabbi onu sevmiştir. Rabbimizin belirttiği gibi “ ben bir kulumu sevdim mi, onu aleme sevdiririm” der. İşte sizi sevdirmeye başlamıştır. Sizin içinizdeki bu sevinç köle ibadetini geçeri. Tüccar ibadetini geçer. Aşık ibadetine dönüştüğünde istesiniz ki( bütün üveyslerde var bu) Rabbimin bana lütfettiğini, cömertliğini, sevgi ve merhamet dolu, yardımsever bir Allah olduğunu insanlara anlatayım da Allah ve Resul’ü nasıl sevilir? Anlatayım insanlara diye gayret eder. Günde 5 vakit değil, 55 vakit namaz kılsanız bana faydanız var mı? Yok. Kime faydanız var? Kendinize. Peki, “bir kişinin hayatını kurtaran bütün insanların hayatını kurtarmışçasına sevap alır” diyen Şanlı Peygamber Efendim(s.a.v) ne demek istemiş? Bir kişiye Allah’a karşı korkarak ibadet etmeyi değil, sevgiyle ibadet etmeyi öğrettiğinde, onun korkularını aldırdığında o kişi Allah ve Resul’ü sevmeye başlayıp, ibadeti güzelleşmeye başladığında, işte bütün insanları kurtarmışçasına sevap alırsınız. Zikri yaymakla bu işi yapmış olursunuz. Hayırda yarışmakla bu işi yapmış olursunuz. Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmaya başladığınızda işte bu amellerin en güzellerini yaşarsınız. İstersiniz ki, yaşadığınız güzellikleri bir başkası da yaşasın. İşte o zaman ben olmaktan çıktınız, biz oldunuz. Nefsimizi öğrendiğinizde, nefsinizle mücadele etmeye başladığınızda, yaşadığınız güzellikleri Allah size lütfettiğinde, siz de bu güzellikleri bir başkası da yaşasın, nefsiyle mücadele etsin dediğinizde, benden kurtulmuş biz olmuş olursunuz. Kur’an’da ki ismiyle mümin olmuş olursunuz. O zaman enaniyetten kurtulmuş, çok yol almış olursunuz.

4. KAPI : ACABASIZ OL

Bu yol 4. Kapı ile açılır. Acabalardan uzak ol. Acabasız ol. Allah kuluna bir koku veriyor. İlk kez karşılaşıyorsunuz. Adn cennetinden bir koku gelmiş. Tarifi imkansız. Evin içerisinde bakınıyorsunuz. Eşinize soruyorsunuz, çocuklarınıza soruyorsunuz. Kokuyu siz mi sıktınız? Yooo. Bir koku geliyor, siz duyuyor musunuz? Yoooo. Acaba bu koku nereden geliyor? Deme canım kardeşim. Bakın suyun ana maddesi 2 Hidrojen 1 oksijen. Hidrojen ve oksijenlerin sayılarını değiştirin, elementler aynı kalsın. 2 oksijen 1 hidrojen yapın. Ana kurallarının aynı olmasına rağmen su olmaz. İllaki 2 hidrojen 1 oksijen olacak. Elementler yanyana gelecek. Tesadüf mü bu? Değil. Şüphe götürmeyecek bir gerçek var. İnsan aradığından, yerde ye da gökte hep bir eksiklik arar. Kur’an’da Rabbim cevao veriyor “ kaldır kafanı bak gökyüzüne, bir eksiklik bir boşluk görüyor musunuz?” der.  Yaradılmış her şey belirli bir mizan içerisinde yaratılmıştır. Gecenin arkasından sabahın, sabahın arkasından gecenin gelmesi gibi. Mevsimlerin birbiri arkasına gelmesi gibi. İnsanların doğup, büyüyüp, gelişip, ihtiyarlığını görmesi gibidir. Her şey bir mizan içindedir. Hiçbir yerde hiçbir kusur yoktur. Ancak, Allah’ın size verdiği lütufları, ilk kez karşılaştığınızda acabalar başlar. Aslında Allah burada kuluna tuzak kurar. Neden kursun? Kalbinin daha sağlam basması için. Allah’a inancının artması için Allah sana tuzak kurar. Evet, bu koku Rahmani bir koku Allah’ın lütfudur, dedin, kalbi selim eyledin. Acaba bu koku nerden geliyor dedin, İşte iblis gelir. Acaba dediğinde size tırnağını takar, elinden tutar, sıkıca sarmalar ve atar. Bu alemde tesadüf diye hiçbir şey yok.

Devrin felsefecilerinden önde gelen bir tanesi Allah’ı reddermiş. Abdülkadir Geylani Hazretleri onu bir gün çağırmış. Gel, demiş. Yemek yiyelim, sohbet edelim. Felsefeci gelmiş. Yemek yedikten sonra Abdülkadir Geylani Hazretleri onu köprünün yanına götürmüş, nehrin kenarına. Bak, demiş şu şelaleye. Dağlar taşlar yuvarlanmış gelmiş, yol tutmuşlar üstüste konmuşlar, köprü olmuş demiş. Hadi ordan demiş felsefeci onları insan yaptı, hiç mi kafan çalışmıyor senin? Deyince. Abdülkadir Geylani Hazretleri gülmüş. Be akılsız, demiş. Şu bir körünün yapılışında mutlaka bir insanın emeği olduğunu, gayreti olduğunu kabul ediyorsun da şu kusursuz gökyüzünde ve yeryüzünde alemin güzelliğini neden kabul etmiyorsun? Bunun bir sahibi olmadığını mı düşünüyorsun dediğinde, susmuş. Bize de susmak düşer. Acaba yok. Lütfen, Marifette yol almak isterken Allah’ın verdiği lütuflara acaba dediniz mi, ayağınızdan prangayı yediniz. Olduğunuz yerde sayar durursunuz. Acabalardan kurtulmadığınız sürece Marifette yol alamazsınız. Niye tartışıyorsun? Yaşa ve gör. Orada bırak. Takılı kalma. Allah’ın lütfudur.

Acabayı geçtikten sonra, Marifetin içerisinde acabayı lügattan çıkarın. İdarkinizden kelime haznenizden çıkarın. Acaba diye bir şey yok. Acabasız bir hayat. Bu tesadüflere asla dayalı değildir.

Acabayı geçtikten sonra Abdülkadir Geylani Hazretleri Allah ondan razı olsun. “ kader ve kazaya burnunuzu sokmak sizi zındıklığa kadar götürür” demekte. Marifette ben rüya gördüm, 3 gün sonra olur mu, deme. Yaşa ve gör. Sonra Marifette yol almaya başlayınca ikinci imtihanın başlar. Neden? Niçin? Bunun hepimiz kendimize soruyoruz. Neden Allah beni üveys olarak seçti. Niçin falanca olmadı da ben oldum? Onun kaderinde yok ki. Kaderinde varsa o da olur. Kader, imanın şartlarındandır. Allah imanda 3 gaybi iman olarak vermiştir. Allah’a iman, meleklere iman, kadere iman. Üçü de var. Rabbi zatıyla gören yok. Ama var. Eserleri her yerde var. İçtiğin su da bile var. Hidrojen ile oksijenin sayılarını değiştirin, su olmuyor. Melekleri çok merak ettim ben cahiliye zamanımda. Rabbim ile aramın iyi olduğu her soruma cevap aldığımda bir gün Rabbim bana melekleri gösterir misin? Dedim. Hay söylemez olaydım. Gösterdi. Bir zebani gösterdi. Korkudan ölüyordum. Neden? Niçin? Bırak. Kaderde var. Hem kadere iman ettim, diyorum hem de kaderi sorguluyorum.

Gelin şunu bir örnekle anlatalım. Bir rejisör, bir senorya koymuş. Beni de figüran almış. Bakın, esas oğlan değil, figüran olmuş. Ben figüranken soruyorum rejisöre, onu öyle yapma da böyle yap diye. E, dinler mi rejisör beni. Uyduruk film çekiyor. Uyduruk filmde rejisör beni dinlemiyorsa. Gelin, seneryoyu kaderimiz, figüran olarak ta yaşantımızı kendimizi koyalım. Rejisör yerine de Rabbi koyalım. Yaşayan bir rejisöre gücün yetmiyorsa Alemlerin Rabbi olan Allah’a O’nun kaderini değiştirmeye hakkımız var mı? O zaman neden- niçin sorularını araştırmıyorsun. Neden ben kız doğmadım? Neden ben zengin olmadım? Niçin benim arabam yok? Evim yok? Kaderinde yeri yok ki. Olsaydı, Allah onu sana vermez miydi ki?

Acaba bitecek. Neden-niçin bitecek, karışmayacaksınız. İşte bunları topladığında seni hiçliğe götürür. Teslim olan ruh değil, nefstir. O yüzden Azrail a.s kişinin canını almaya geldiğinde “ ey mutmain olmuş nefs” diyor. ruh demiyor. “ ey mutmain olmuş nefs, Rabbin senden razı sen Rabbinden razı, gir cennetine” dediği zaman, rüşvet teklifini alınca nefs bedeni öyle terk ediyor.

5. KAPI: CÖMERT OL

Cömertlik, cebinizdeki paranın evinizdeki bir eşyanın paylaşımı. Bunu küçücük bir çocuk ta bilir. Cömertliğin en kolay anlatımı odur. Ama Marifette öyle değildir. Cömertlik, sizde var olan Allah’ın sizler üzerinde var ettiği, verdiği, lütfettiği güzellikleri paylaşmaktır. Rabbim size zikri verdiyse ki vermiş, zikri paylaşın. Size ilim vermiş, ilim paylaşın. Size aşık olmayı öğretmiş. İnsanlara aşık olmayı öğretemiyorsanız, sevmeyi öğretin. Sizde iyiden yana güzelden yana ne varsa, zekatı gerektirir. Verin, ihtiyaç sahiplerine verin. Zekatın ne olduğunu daha önceki derslerimizde anlattık. Zekat, zahirde ihtiyaç sahiplerine verilendir. Marifete göre Rabbe verilendir. Hakikat makamına göre zekat, kendine verdiğindir. Birine iyilik yapıyorsak bu iyilik kime dönecek? Demek ki ben aslında bir ihtiyaç sahibine bir şey vermiyormuşum. İhtiyaç sahibine veriyormuş gibi gözüküp, ben kendime veriyormuşum. Zekata, sadakaya bu gözle bakarsanız, hayatınız kolaylaşır. Bu gözle bakın. Sizde ne var Allah’ın güzel ahlaklarından? Bir çoğu var. Komşunuz yalan mı söylüyor? Yanlış mı söylüyor? Eksik mi söylüyor? Kale almayın. Onu güzelleştirmeye çalışın. Doğru yola iletin. Ona Allah ve Resul’ü sevmeyi öğretin. O, namaz kılmayı da öğrenir. Oruç tutmayı da öğrenir. Yalan söylemeyi unutur. Gıybet etmeyi unutur. Hırsızlığı unutur. Allah’ın ahlakı ile ahlaklanır, hayatı kurtulur. Cömert olun. Unutmayın, Hızır a.s. hiçbir şeye ihtiyacı yokken mutlaka sizden bir şey ister. Kah paranızı ister, kah kolundan tutup yardım etmenizi ister. Kah, adres sorar. Ama mutlaka sizden ya cevap olarak ya bedensel olarak ya da meta olarak bir şey alır. Almadan vermez. Peki, siz Allah’ın kullarına vermeden alabileceğinizi mi zannediyorsunuz? Vermeden almak yok ki. Vermeyi öğrenin. Almayı öğrenesiniz. Veriniz ki Rabbim size katlayarak versin. Sevgiyi de verin. En büyük cömertlik Allah ve Resul’ünü sevmeyi öğretmektir. Onu çekinmeden verin.

6. KAPI: AŞIK OL

Herkes ben aşığım diyor. ben de dahil. Siiz tenzih ederim ama ben yalancıymışım. Ben çocukluğumdan beri Allah’ı, Resul’ü seviyorum diyorum. Ama yalan söylüyormuşum. Allah’ı ve Resul’ü sevmeyi Marifette öğrendim. Zikire girince öğrendim. Allah Ve Resul’ü sevmek o kadar güzelmiş ki. Düşünün, Allah’ı çok güzel, aşık olduğunuz bir halde düşünün. Siz, ben ne diyoruz? Rabbim seni çok seviyorum, sana aşığım, sen de benim maşukum ol, diyoruz. O diyor ki ; beni seven çok. Seni sevmemi istiyorsan bunu yolları var. Nazı var, cilvesi var. Diğer adı ile imtihanı var. Her kes diyor ; Rabbim ben seni çok seviyorum, diye. Gerçek aşık bu yolda belli olur. Allah’ın verdiği imtihanlara sabreder. Allah’ın kendine verdiği lütufları dağıtır, paylaşırsa. Sevgiden tutun mala, paraya, zamana cömertlik. Bedensel ya da ahlaki ya da ilmen ne cömertlikte bulunursanız bulunun. Bakın Allah ne buyuruyor Kur’an’da “ yapılan iyiliğin bedelini peşin öderim”. Ödüyor. İnanın ödüyor. Siz iyilikte yarışın, hayırda yarışın. “Amellerin en güzelini haber vereyim mi size? Kıtlık zamanında açı doyuran”. Şimdiki kadar islamın içindeki Müslümanlar hiç bu kadar aç olmadılar. İslamda bu zamandaki kadar sahtekarlar her yeri kuşatmadılar. Lat, Menat, uzza bu gün put olarak kalsaydı ortada. Ortalarından çatlar, yıkılırlardı. Bu sahtekar şeyhler karşısında. Dündeki Kabe’deki putların önüne hediye koyuyorlardı, para koyuyorlardı harcasınlar, mama kokuyorlardı yesinler diye. Ağaçtan- taştan yapılmış putlar yemiyorlardı. Ama bu günkü putlar doymak bilmiyorl doymak. Adamın elinden parasını alıyorlar, evini, arsasını alıyorlar. En önemlisi imanını alıyorlar. Allah’a götürüyoruz, deyip kendilerine kul köle yapıyorlar.

Aşık olan Allah’ın nazına cilvesine katlanacak, o bir.

Allah’ın ona verdiklerini karşılık beklemeden başkalarına verecek, Allah’ın kullarına. Bu iki.

Yapmış olduğu iyiliklerin karşılığında ben Rabbimden ne sevap alırım? Diye düşünmeyecek. Diğer deyişi ile cenneti bile istemeyecek. Allah cennette anlatıyor. Tahtları, koltukları, Vildanları, gılmanları, şelaleleri, sarayları, bahçeleri anlatıyor. Şarapları, kuşları, yiyecekleri anlatıyor. Kullarım bakalım beni unutacak mı diyor. bu nimetlere takılıp kalacaklar mı? Yoksa bu nimetleri vereni arayacaklar mı? Diye tuzak kuruyor. Nimetlere dalarsak, nimeti vereni unutursun. O zaman aşık olamazsın. Abdülkadir Geylani Hazretleri Allah ondan razı olsun, üç türlü ibadet evrdır diyor.

1. Köle ibedeti: Cehennemden kurtulmak isteyenlerin yapmış olduğu ibadet.

2. Tüccar ibadeti: Az ibadetle çok sevap kazanmak isteyenlerin yapmış olduğu ibadet.

3. 3. Aşık ibadeti: Karşılıksız Allah’a kulluk yapanlar ve bunda, hayırda yarışanlardır aşık ibadeti.

İşte ölmeyen ruha sahip olanlar onlardır. Sıddıklık mühürünü yiyenlerdir aşıklar. Allah bana lütufta bulundu, bu lütuftan diğer kardeşlerimde faydalansın deyip, onlara zikri anlatmak için gece gündüz çırpınanlardır aşıklar. Ölmeyenlerdir aşıklar. Hep diri kalanlardır. Allah’ın Hayy ismini yaşayanlardır aşıklar.

7. KAPI : VUSLATA EREN OL

Rabbe ulaşanlardan ol. Kavuşanlardan ol. Öğrettik yolunu. Bir ihtilal yarattık. Bir devrim yaptık hepbirlikte. Korku dolu bir Allah’a hizmet etmekten, kulluk etmekten sevgi dolu bir Allah’ı sevmeye yöneldik. Aman beni sokmayan yılan bin yaşasın derken, kardeşimizin birine diken batmasın diye feryat edenlerden olduk. Onları kurtarmak için. Allah bana sevgiden yana güzellikten yana bir lütufta bulunduysa onları cömerttçe kardeşlerine sunanlardan olduk.

Tövbe ile geldik kapısına. Salatı şerife ile Resulallah’ımız(s.a.v)  başta olmak üzere evliyalardan, meleklerden, ashabından, ehlibeytinden yardım aldık. Aşamazdık bu dağları, bu yolları. Resulallah (s.a.v) bize rehber olmasaydı. Sonrasında Rabbe yöneldik. Biz aciziz. Hiçbir gücümüz yok. Sen bizlere merhamet etmezsen helak oluruz. Sen bizim Allah’ımızsın, bizlere merhamet et ve bağışla, dedik. Bağışladı. Rabbim benim seni daha çok sevmeme izin ver, dedik. Verdi. Rabbim seni ve sevdiklerini sevmemize izin ver dedik. Verdi. İyiden yana, güzelden yana ne istediysek verdi. Böyle Allah sevilmez mi?

Kördüm, perdeleri kaldıran O.

Sağırdım, duyuran O.

Cahildim, bildiren O..

Böyle Allah sevilmez mi? Günah doluyduk, bağışlayan O.

Açtık, doyuran O.

Sizlere öğretmen eyleyen O. Her biriniz ama her biriniz benim geçmişte kabul etmediğim “ benden bir şey olmaz” dediğimde Rabbimin dilemesi ile neler olabileceğini yaşadık ve gördük. Sizlerde yaşayın ve görün.

Aşık olun karşılık beklemeden Allah’ı sevin.

Bir düşünsenize, bir düşünsenize Allah size ne lütuflar verdi? Saymakla bitiremezsiniz. Lütfen biraz derin düşünün. Bitiremezsiniz. Lütfun biri bitmeden ikisi geliyor, üçü geliyor. Şöyle bir düşünün. 2002 de zikire başladım. 2007 e kadar kimseye zikir vermedim. 2007 de sitemiz yayınlandı. 2007 den sonra tek tük zikredenler çıktı. Bugün sayımız 6000 lere ulaştı. Bu gün ile o gün arasında neler değişti.

Sizin de her birinizin ardından binler gelecek. Şimdi kabullenmekte biraz zorluk çekersiniz. Ama gerçek değişmeyecek. Sizin üzerinizde Allah’ın ve Resul’ünün selam ve bereketi var. Sizinle benim elimizde hiçbir yetki yok. Allah sadece sevap vermek için bizlere bu imkanları tanıyan O. Davet ettiren O. Kabul ettiren O. Kabul ettikten sonra devam ettiren O. Sevabı o kuluna verdiği gibi, aynı sevabı sen buna gayret ettin diye sana verdiren de O. Böyle Allah sevilmez mi?

Saatlerdir bizi bıkmadan usanmadan dinleyen üveys kardeşler sevilmez mi?

Ben sizlerden, biz sizlerden memnunuz. Dilerim Rabbimden Allah’ım Resulüm ve sevdikleri de sizlerden razı olsun. Her geceniz kadir, her gündüzünüz bayram olsun. Ardınızdan gelenler çok olsun. Allah nurunuzu tamamlamadan bu dünyadan sizi almasın. Allah’a emanet olun.

 


2018 © VeyselKarane | veyselkarane.com | All rights of the site are registered in the name of "Muharrem Karabay" .